Bizimle iletişime geçin

EMİN VAROL

Emin Varol yazdı…”EGE ADALARI KRİZİ MECLİS’E TAŞINDI”

Yayınlanan

açık

emin varol arena bodrum ankara temsilcisi emin varol Emin Varol yazdı…”EGE ADALARI KRİZİ MECLİS’E TAŞINDI” emin varol

“Türkiye’nin Ege Denizi’nde egemenliği altında kaç adası bulunmaktadır?”

Emin Varol / Arena Bodrum Haber / Ankara Temsilcisi

Ege Denizi’ni “Yunan Gölü” haline getirmek idealinden vazgeçmeyerek Türkiye’ye en yakın adalara bile bayrak diken, askeri birlik yerleştiren ve kilise inşa eden Yunanistan’ın bu girişimleri bir kez daha TBMM gündemine taşındı.

Yıllardır bu konuda yazılanlara yanıt vermeyen Türk Dışişleri Bakanlığı ve siyasi iradenin suskunluğunu bozmak için MHP İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun cevap vermesi için Meclis Başkanlığına bir soru önergesi verdi.

MHP’li Yönter önergesinde Başbakan Ahmet Davutoğlu’na, Türkiye’nin Ege Denizi’nde egemenliği altında kaç adası bulunmaktadır?” diye sordu.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’na Ege Adaları ile ilgili yöneltilen sorular şöyle:

“ Uluslararası hukuk ve özellikle Lozan Antlaşması neticesinde Türkiye’nin egemenliğine bırakılan Ege Denizi’ndeki adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine dair haberler konusunda kamuoyu tatmin edici şekilde aydınlatılmamaktadır.

Yine Türkiye 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde Yunanistan’ın Ege Denizi’nde karasularının 12 mile kadar uzatılması ve adaların karasularına sahip olması tezini kabul etmediği için sözleşmeyi imzalamamış, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasını casus belli (savaş nedeni) saymıştır.

Bu kapsamda;

  1. Türkiye’nin Ege Denizi’nde egemenliği altında kaç adası bulunmaktadır?Bu adalar hangi illerimizin sınırları içerisindedir? Bu adalar vatan toprağı değil midir? 
  1. Ege Denizi’nde Türkiye’nin egemenliği altında bulunan adalardanYunanistan tarafından işgal edilmiş adalar var mıdır?
  2. Varsa Yunanistan’ın işgali neticesinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri 2002 yılından bugüne kadar konu ile ilgili uluslararası hukuk ve Lozan Antlaşması’ndan doğan hakları kapsamında askeri, siyasi veya diplomatik hangi girişimlerde bulunmuştur? Topraklarımıza neden sahip çıkılmamaktadır?Yunanistan,Türkiye’nin imzalamadığı ve casus belli saydığı 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi’ndeki taleplerini Ege Denizi’ndeki adalarımızı işgal etmek suretiyle fiili şekilde gerçekleştirmekte midir? 
  3. Türkiye 6 millik kıta sahanlığı politikasından vaz mı geçmiştir.
  4. Yunanistan’ın mütecaviz politikaları kapsamında Ege adaları ile ilgili yapılan görüşmelerde alınan sonuç nedir? Yunanistan’ın EgeDenizi’ndeki adalarımızı işgal ederek oluşturduğu fiili durum kabul edilmeye devam edilecek midir? 
  5. Yunanistan’ın Ege Denizi’nde hava sahası ve kıta sahanlığı ihlallerine karşı Türkiye angajman kurallarını neden uygulamamaktadır? 
  6. 2002 yılından itibaren AK Parti Hükümetleri’nin uyguladığı dış politika ile vatan toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nin terör örgütü IŞID’e bırakılması gibi, bir başka vatan toprağı olan Ege Denizi’ndeki Türk adaları da Yunanistan’a mı bırakılacaktır?

 

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BODRUM HABERLERİ

Emin Varol yazdı… “KOCADON YENİDEN BAŞKAN!”

Yayınlanan

açık

emin varol Emin Varol yazdı… “KOCADON YENİDEN BAŞKAN!” Emin Varol k    e yazisi yeni

1999-2009 Ortakent Yahşi, 2009- 2018 Bodrum Belediye Başkanlığı görevinde bulunan Mehmet Kocadon, bir dönem daha (5 yıl) Bodrum Belediye Başkanı görevini sürdürecek.

Gazetecilik mesleğinde, hiçbir zaman kesin ifade kullanılmayacağını öğrendim. Geçen süreç içinde de bu kuralı uygulamaya çalıştım.

Belki ilk kez kesin bir ifade kullanıyorum.

Neden mi?

Haber kaynağıma çok güveniyorum.

Bugün, bütün günümü CHP Genel Merkezi’nde geçirdim. Genel Merkez’de  siyasetin her türlü manevraları yaşanıyordu.  Aday olmak isteyenler, önünü kesmek isteyenler, destekçiler, anketler, yoklamalar v.s.

Özel bir kartla çıkılan Genel Başkan katı da oldukça hareketliydi.  Genel Başkanla görüştükten sonra umudunu kesenler, küsenler, morali bozulanlar. Görüşmeden sonra detayları yorumlamaya çalışıyorlardı.

***

Ben de, uzun süredir, Bodrum’da CHP’nin kimi aday göstereceğine odaklanmış, kulislerde bu sorunun cevabını arıyordum.

Muğla’da Osman Gürün’le devam diyen CHP, Bodrum yerine Muğla Büyükşehir’e aday olan Mehmet Kocadon’u ne yapacaktı?

Bodrum’a aday olmayan Mehmet Kocadon’u nerede değerlendirecekti?

Üstelik, CHP’nin Muğla tercihi belli olduktan sonra, ilçeleri gezmeye devam eden Kocadon ne yapmaya çalışıyordu?

Bütün bu soruların cevabını bugün CHP Genel Merkezinden aldım.

Çok güvendiğim bir isme göre;

“Mehmet Kocadon, bir kez daha CHP’nin Bodrum Belediye Başkan adayı olacak. Ve 31 Mart seçimlerini kazanarak 5 yıl daha Bodrum’a hizmet edecek.”

Sıkı durun, aynı kaynağıma göre;

“Muğla için yapılan tüm anketlerde Mehmet Kocadon ismi ya, Osman Gürün’ün üzerinde, ya da Osman Gürün kadar oy aldı..”

Peki, o zaman Muğla’da neden Osman Gürün tercih edildi? diye sorduğunuzu tahmin ettiğim için haber kaynağıma ben de bu soruyu sordum.

Aldığım cevap ise aynen şöyleydi:

“Onu bilmiyorum. Ancak Bodrum’u da riske atmak istemiyoruz…”

Okumaya devam et

EMİN VAROL

Emin Varol yazdı…”KULİS GERİLİMİ”

Yayınlanan

açık

emin varol Emin Varol yazdı…”KULİS GERİLİMİ” Emin Varol k    e yazisi yeni

Salı günü, İyi Parti ve MHP gruplarını, öncesini ve sonrasını, katılanların yüz ifadelerini, birbirlerine bakışlarını görünce, Meclis Başkanlığı’nı uyarmak istedim.

Her iki partinin üyelerinin “patlamaya hazır birer bomba” oldukları hissine kapıldım.

İyi Parti, 24 Haziran seçimlerini kıl payı kazanınca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurma hakkı kazandı.

Grup kurunca da, diğer siyasi partiler gibi Salı günleri doğal olarak grup toplantıları yapmaya, Genel Başkanı Meral Akşener de grup toplantılarında konuşmaya başladı.

Buraya kadar herşey normal ve teamüllere  uygun.

Ancak, yanlış olan şey; birbirlerine karşı iyice gerilen bu iki parti için tahsis edilen Meclis’teki grup salonları.

Neden mi?

Anlatayım.

Meclis’e gelenler bilir. Muhalefet kulisi dediğimiz ve muhalefet milletvekillerinin kullandığı tarafta tek bir grup salonu vardır. Bu salonu iktidar partisi ve en fazla milletvekiline sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi kullanır.

İktidar kulisi dediğimiz bölümde ise iki adet grup salonu vardır.

Bu iki salonu 4 muhalefet partisi kullanır. Büyük olan salonda CHP ve İyi Parti, küçük olan salonda ise MHP ve HDP grup toplantılarını yapar.

Tüm siyasi partiler aynı gün grup yaptıkları için Meclis Başkanlığı, bu iki salonu dört  siyasi partiye saatli olarak tahsis etmektedir.

İyi Parti 09.45,MHP 10.30, HDP 12.30,CHP 13.30 saatlerinde salonları kullanmaktadır.

Buradaki sorun,  İyi Parti ile MHP’nin grup salonlarının yan yana olması ve İyi Parti’nin dağılma saati ile MHP’nin başlama saatinin çakışmasıdır.

İpin  kopma noktası ise, konuşmasını tamamlayan Meral Akşener’in odasına giderken, Devlet Bahçeli’nin aynı yoldan grup salonuna geliyor olmasıdır.

Şu ana kadar Akşener ve Bahçeli hiç karşılaşmadı.

Ancak, inanışa göre, etraflarında onlarca partili ile gelip giden bu iki genel başkan bir gün mutlaka karşılaşacak.

O zaman ne olacak?

İşte bu nedenle Meclis Polisi, bu iki partinin grup toplantılarının olduğu saatlerde adeta kırmızı alarma geçiyor.

Geçtiğimiz Salı günü de, gerilimin dorukta olduğu bir gündü.

Polis, Devlet Bahçeli ile karşılaşmaması için, Meral Akşener’in grup salonuna girdiği kapıyı kilitleyerek iptal etti. Meral Akşener’den grup salonunun diğer kapısını kullanmasını, giriş ve çıkışları oradan yapmasını istedi.

Ancak bu defa başka bir sorun ortaya çıktı.

Meral Akşener, grup çıkışında bu defa eski arkadaşları MHP’lilerle karşılaşmaktan kurtulamadı. Çünkü, MHP’lilerin kullandığı kapının önünden geçmek zorunda kaldı.

Meclis Polisi, ona da çözüm buldu.

Konuşmasını tamamladıktan sonra gruptan ayrılan Meral Akşener’in geçiş yapacağı güzergahı,kulisi, kordonlarla böldü. Arasına ise onlarca polis yerleştirdi. Gazeteciler dışında kimsenin kulise girmesine izin vermedi.

Grup salonunun önündeki takım elbiseli, sarkık bıyıklı MHP’liler ise adeta bulundukları köşeye hapsetti. Bu ateşli grubun önüne hem kordon çekti, hem de çok sayıda polis yerleştirerek etten duvar ördü.

Akşener geçtikten sonra serbest bırakılan grubun içinden çıkan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, kulisin ortasında durarak, İyi Parti grup salonundan çıkarak Meclisi terkeden eski MHP’lilerin arkasından uzun uzun baktı.

Bir Salı günü daha Bahçeli ile Akşener, İyi Partiler ile MHP’liler karşılaşmamıştı.

Rahat bir nefes alan Meclis Polisi, normal düzenine dönerken, “bir gün mutlaka karşılaşacaklar” diyenlerin sayısı da hiç az değildi.

Allah korusun.

UYARIYORUM…

Dün, İyi Parti ve MHP gruplarını, öncesini ve sonrasını, katılanların yüz ifadelerini, birbirlerine bakışlarını izleyince, Meclis Başkanlığı’nı uyarmak istedim.

Her iki partinin üyelerinin “patlamaya hazır birer bomba” oldukları hissine kapıldım.

İyi Parti, 24 Haziran seçimlerini kıl payı kazanınca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurma hakkı kazandı.

Grup kurunca da, diğer siyasi partiler gibi Salı günleri doğal olarak grup toplantıları yapmaya, Genel Başkanı Meral Akşener de grup topkantılarında konuşmaya başladı.

Buraya kadar herşey normal ve teammüllere de uygun.

Ancak, yanlış olan şey; birbirlerine karşı iyice gerilen bu iki parti için tahsis edilen grup salonları.

Neden mi?

Anlatayım.

Meclis’e gelenler bilir. Muhalefet kulisi dediğimiz ve muhalefet milletvekillerinin kullandığı tarafta tek bir grup salonu vardır. Bunu da iktidar partisi ve en fazla milletvekiline sahip olan Adalet ve Kalkınma Partisi kullanır.

İktidar kulisi dediğimiz ve Ak Parti milletveklerinin kullandığı bölümde ise iki adet grup salonu vardır.

Bu iki salonu 4 muhalefet partisi kullanır. Büyük olan salonu CHP ve İyi Parti..Küçük olan salonda ise MHP ve HDP grup toplantılarını yapar.

Tüm siyasi partiler aynı gün grup yaptıkları için Meclis Başkanlığı, bu iki salonu dört muhalif siyasi partiye saatli olarak tahsis ediyor.

İyi Parti Saat 09.45.MHP Saat 10.30. HDP Saat 12.30.CHP Saat 13.30

Burada sorun olan; İyi Parti ile MHP’nin grup salonlarının yan yana olması. Bir de İyi Parti’nin dağılma saati ile MHP’nin başlama saatinin çakışması sorunu daha da büyütüyor.

İpin  kopma noktası ise, konuşmasını tamamlayan Meral Akşener’in odasına giderken, Devlet Bahçeli’nin aynı yoldan grup salonuna geliyor olması..

Şu ana kadar Akşener ve Bahçeli karşılaşmadı.

Ancak, etraflarında onlarca partili ile gelip giden bu iki genel başkan bir gün mutlaka karşılaşacak.

O zaman ne olacak?

İşte, bu nedenle Meclis Polisi, bu iki partinin grup toplantılarının olduğu saatlerde adeta kırmızı alarma geçiyor.

Geçtiğimiz Salı günü de, gerilimin dorukta olduğu bir gündü.

Polis, Devlet Bahçeli ile karşılaşmaması için, Meral Akşener’in grup salonuna girdiği kapıyı kilitleyerek iptal etti. Böylece, Bahçeli ile Akşener’in karşılaştığı anda, büyük bir kavga çıkma ihtimalini ortadan kaldırdı.

Meral Akşener’e grup salonunun diğer kapısını kullanmasını, giriş ve çıkışları oradan yapmasını istedi.

Ancak bu defa başka bir sorun ortaya çıktı.

Meral Akşener, grup çıkışında bu defa eski arkadaşları MHP’lilerle karşılaşmaktan kurtulamadı. Çünkü MHP grup salonunun, partililer tarafından kullanılan ikinci kapısının önünden geçmek zorundaydı.

Meclis, ona da çözüm buldu.

Konuşmasını tamamladıktan sonra gruptan ayrılan Meral Akşener’in geçiş yapacağı güzergahı, turkuaz renkli kordonlarla böldü. Arasına ise onlarca polis yerleştirdi. Gazeteciler dışında kimsenin kulise girmesine izin vermedi.

MHP grup salonunun önündeki takım elbiseli, sarkık bıyıklı partilileri ise adeta bulundukları köşeye hapsetti. Bu ateşli grubun önüne hem kordon çekti, hem de çok sayıda polis yerleştirerek etten duvar ördü.

Akşener geçtikten sonra serbest bırakılan MHP’li grubun içinden çıkan MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, kulisin ortasında durarak, İyi Parti grup salonundan çıkarak Meclisi terkeden eski MHP’lilerin arkasından uzun uzun baktı.

Bir Salı günü daha Bahçeli ile Akşener, İyi Partilerle MHP’liler karşılamamıştı.

Rahat bir nefes alan Meclis Polisi, normale dönerken, “bir gün mutlaka karşılaşacaklar” diyenlerin sayısı az değildi.

Allah korusun…

Okumaya devam et

BODRUM HABERLERİ

Emin Varol yazdı…”RUHLARI OKŞAMAK”

Yayınlanan

açık

Tarafından

sportre Emin Varol yazdı…”RUHLARI OKŞAMAK” Emin Varol k    e yazisi yeni

Bodrum Kent TV ekranlarında yayınlanan ‘SPORTRE’ programından binlerce izleyene canlı yayında söylediğim için rahatlıkla yazabiliyorum.

“Bodrum’u bir marka yapan, ulusal ve uluslararası arenaya taşıyan THE BODRUM CUP FESTİVALİ’Nİ 30 yıldan bu yana gerçekleştiren Erman Aras ve ekibi, ÜSTÜN HİZMET MADALYASI ile onurlandırmalıdır.”

Sayın, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, size de yine Bodrum Kent TV’nin, SPORTRE programından seslenmiştim. Şimdi yazılı olarak bir kez daha çağrıda bulunuyorum.

Lütfen, 30 yıl önce sadece 50 fransızla yola çıkan ve bütün tabuları yıkarak The Bodrum Cup Yelken Yarışlarını bugüne taşıyan bu ekibi ödüllendirerek, bakanlığınızda yeni bir GELENEĞİ başlatın.

Ünlü Fransız Devlet Adamı Napolyon başarılı iş insanlarına Légion d’Honneur (Onur Nişanı) vermeye 1802’de başlamış. Verirken de, “insanlar, ruhlarını okşayan şeylerle yönetilirler” demiş.

“Zararın neresinden dönersek kardır” sözünden yola çıkarak, unutun Napolyon’u ve aradan geçen yüzyılları… Başlayın, “insanların ruhlarını” okşamaya. Başlayın bir yerinden, başarılı iş insanlarını, turizme hizmeti geçen bu insanları ödüllendirmeye.

Bakanlık gelir, geçer Sayın Bakanım. Önemli olan, bu bakanlıkta hoş bir sada bırakmanızdır.

Bu kardeşiniz, siyasetin başkenti Ankara’daki 40 yıllık gazeteciliği sürecinde çok Turizm Bakanı gördü. Sizin gibi Turizm kökenli, özel sektörden gelen birinin siyaseten bir beklentisi olmadığı için daha rahat hareket edebildiğine inanıyorum.

Öyleyse, Bakanlık olarak Bodrum’dan ve Erman Aras ve ekibinden başlayın “Şeref Nişanı” vermeye.

Yıllar önce eşim Serpil Varol’un Paris Turizm Müşaviri olduğu dönemde,  rahmetli iş insanı Sakıp Sabancı’ya verilen Légion d’Honneur ödül töreninde Elysées Sarayı’ndaydım.

Görmeliydiniz o insanın mutluluğunu Sayın Bakanım.

Fransızların Onur Nişanı töreninden sonra aynı gün akşam,  Türk Büyükelçisi, Sabancı Fransızlardan ödül aldı diye “Nişan kokteyli” vermişti. Yani, bir Türk işadamına Fransızların verdiği nişanı, Türk Büyükelçiliğinde kadeh kaldırarak kutlamak bize kalmıştı. Fransızlar insanların ruhunu okşuyor, kutlaması ise bize kalıyor.

İlginç değil mi sayın bakanım? Gelin bu insanları Türkiye’de de ödüllendirelim, ruhlarını okşayalım, ödülü de kutlayalım.

Aslında Türkiye’de de “Devlet Nişanı” diye bir gelenek var. Hatırladığım kadarıyla, bu gelenek, bugünkü gibi dışarıdan atanan Bakanların (Milletvekili olmayan)  görev aldığı 12 Eylül 1980 döneminde yürürlüğe girmişti. Ancak, çok da sağlıklı uygulanmadı. Örneğin 2001-2006 arasında devlet nişanı verecek kimseyi bulamamışız. Verilenler de ya yabancı devlet adamlarına ya da siyasi kimlikli insanlara gitmiş. Bazıları da siyasi nedenlerle bu nişanı almayı reddetmişler.

Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen “Üstün Hizmet Madalyası” uygulaması da var. Ve bu madalyanın yönetmenliğinde aynen şöyle yazar:

” Yurt içinde veya dışında herhangi bir alanda feragat, fedakarlık ve gayreti ile yaptığı çalışmalarda ülke ve dünya çapında emsallerine nazaran üstün başarı göstererek Devletin yücelmesine ve milli menfaatlere önemli ölçüde katkısı olan Türk vatandaşlarına verilmesi öngörülmektedir”

Dışişleri’nin tekelinde olan bu madalya da hep yabancı veya yerli diplomatlara verilmiş.

Sayın Bakan, siz de turizm sektörüne hizmet edenleri “Üstün Hizmet Madalyası” ile ödüllendirin. Çünkü, bu tanıma uyan çok sayıda insanımız var.

Örnek mi? Erman Aras ve ekibi..

“Feragat, fedakarlık ve gayretle 30 yıl boyunca üstün bir başarı gösterdiler. Milli menfaatlere de önemli ölçüde katkıları oldu”

Nasıl mı?

⦁ Bodrum’da yelken yapmak, yelken açmak tabuydu. Bu tekneler yelken yapamaz diyorlardı. Yelken yapmayı, yelken açmayı öğretti.

⦁ Bodrum’a inanmış insanlar olarak bir Ar-Ge Laboratuvarı oluşturdu.

⦁ Yatların yapım teknolojisi değişti.

⦁ Okul gemisi inşa edildi ve belediyeye hediye edildi.

⦁ Denizciler kahveden, meyhaneden çıkartıldı.

⦁ 30 yılda, yelkeni çok iyi bilen gençler eğitildi.

⦁ Sektörün gelişmesi, bölgenin ve Türkiye’nin tanıtılması sağlandı.

⦁ Sektörün kendini geliştirmesine öncülük edildi.

⦁ Bodrum, dünyada olması gereken yere taşındı.

⦁ Türkiye’nin koylarının güzelliği tanıtılarak Mavi yolculuklara değer kazandırıldı.

⦁ Gençler işin içine katılarak, yarışlar festivale yönlendirildi ve sosyal nitelik kazandı.

⦁ 30 yıl boyunca tekne kiralayarak yarışlara katılan yabancı misafirler ağırlandı.

Daha çok şey yazılabilir. Ancak, bu kadarı da madalya için yeterli değil mi sayın bakanım?Sizin dışınızda da, Muğla veya Bodrum Belediyesi’nde de bir geleneğin başlatılması gerektiğine inanıyorum. Bu bir teşekkür de olabilir, bir ödül de olabilir.

Yeter ki bu insanların ruhlarını okşayın.

Okumaya devam et

Son Haberler

© 2018 Arena Bodrum Haber. Tüm Hakları Saklıdır.Tasarım Reklamettin