Bizimle iletişime geçin

EMİN VAROL

KÜLLİYEDE, “GÖLGE KABİNE”

Yayınlanan

açık

külliye KÜLLİYEDE, “GÖLGE KABİNE” kulliyede golge kabine emin varol
külliye KÜLLİYEDE, “GÖLGE KABİNE” divenire group2

2019 yılı bütçe görüşmeleri ile birlikte, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda çalışan başdanışman ve danışman sayısı, maaşları ve yaptıkları işlerle ilgili tartışmalar da gündeme oturdu.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Fahri Kasırga, Saray’da çalışan başdanışman sayısını 36 olarak açıkladı. Bunların çoğunun hukuk, ekonomi ve kamu yönetimi mezunu, yani mektepli olduklarını da ekledi.

Saray’daki başdanışman sayısı, Başbakan dahil 27 bakandan oluşan bakanlar kurulu sayısından fazla!

Genel Sekreter Kasırga, danışman sayısını ise açıklamadı. Sadece “Danışman düzeyinde bürolarda hizmet eden çok sayıda arkadaş var” demekle yetindi.

Genel Sekreter Fahri Kasırga’nın Başdanışman-Danışman açıklamalarına eleştiriler ise, bir eski danışmadan geldi.

Abdullah Gül’ün “Başdanışmanı” olarak çalışan bir isim, Erdoğan’ın başdanışmanlarına “ne danıştığını” merak ettiğini belirterek danışman sayısını da eleştirdi. Kendi dönemlerinde, Cumhurbaşkanı Gül’ün daha az danışmanla çalıştığına dikkat çekti. Danışmanların maaşlarını, makam araçlarını, şoförlerini, sekreterlerini sorgulayarak, kaldıkları beş yıldızlı otelleri yemelerini içmelerini gündeme taşıdı.

Danışmanlaara özel TRT programları..

Ancak, Cumhurbaşkanlığında danışman kadrolarına kapağı atanların, TRT’de bir program ayarlayarak kendilerine “ek iş” yaratmaları geleneği de Abdullah Gül döneminde başladı. Şimdi de benim bildiğim üç Cumhurbaşkanlığı Danışmanı TRT’de program yapmaktadır. Daha önce bu isimlerin varlığından haberdar olmayan TRT yönetimi,  bu kişiler Cumhurbaşkanlığı’nda çalışmaya başlayınca hemen bir program yapmalarına onay verir. Bu “ek iş”lerden, Cumhurbaşkanlığındaki danışmanlık ücretlerininin dışında “ek iş” olarak ne kadar para aldıkları da bilinmez.

Danışmanlardan Gölge Kabine mi?

Başdanışmanların Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ne iş yaptıkları konusuna dönersek bir süre önce yaşadığım bir olayı aktararmak istiyorum.

Halen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda çalışan bir başdanışmanın yalancısıyım. Adını ise açıklamayacağım.

Günlerden Salı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin grubunda konuşma yapacak olan Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı bekliyorum.

Her Salı olduğu gibi, Meclis oldukça hareketli. Güvenlik en üst düzeyde. Turkuaz renkli halılar serildiç Aynı tenkli güvenlik kordonlarının dışında duruyorum.

Benim gibi Erdoğan’ı bekleyen, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanının yanına yaklaştım. Selamlaştıktan sonra sohbet etmeye başladık.

Önümüzden geçen ve benim tanımadığım kişileri göstererek, “adeta Külliye’deki bütün çalışanların Meclis’te olduğunu, işgal ettiklerini” söyledi.

Benim tanımadığım, onlardan bir kaçına da seslenerek espriler yaptı.

AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ı beklerken sohbet koyulaştı.

Saray’daki başdanışman ve danışmanların ne iş yaptıklarını, işlerin yoğun olup olmadığını, özelde ise kendisninin neler yaptığını  sordum.

Başdanışman dostumuz, görevlerinden sadece birini anlatırken, yıllarını Gazeteciliğe veren birisi olarak oldukça şaşırdım.

Cumhurbaşkanı Başkanlığında Külliye’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantılarında her bir başdanışman, bir bakanın arkasına oturur, Bakanın açıklamalarını dikkatle dinler, yanlış veya eksik bir şey söylenirse, hemen Cumhurbaşkanı’na bilgi notu gönderir…”

İnananmamıştım.

” Toplantılarda çekilen görüntülerde bakanların arkasında siz yoksunuz” dedim, saf saf..

“Biz kameralar çıktıktan sonra oturuyoruz” diye karşılık verdi

Danışman arkadaşımın yüzüne öyle bir şaşkın ifade ile bakmışım ki, o da “evet, evet” diyerek sözlerini bir kez daha onayladı.

İlginç değil mi?

Sarayda başdanışmanlardan oluşan bir “gölge kabine” varmış…

Yani, Külliye’de, her bir bakandan ve bakanlıktan sorumlu bir başdanışman var. Bakanlar Kurulu toplantılarında, görevli oldukları bakanların arkasında oturarak Cumhurbaşkanı’na not gönderiyorlar..”

Sayıları ise 36…

Bakanların sayısı ise Başbakan hariç 26.

Başbakan Binali Yıldırım’ın arkasında da bir “gölge başbakan” var mı bilmiyorum.

Başdanışmanın anllatığı bütün bunlar gerçek mi, onu da bilmiyorum…

külliye KÜLLİYEDE, “GÖLGE KABİNE”   rmak tantuni turgutreis
Okumaya devam et
Sponsorlu
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BODRUM HABERLERİ

S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK?

Yayınlanan

açık

Tarafından

emİn varol S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK? Emin Varol k    e yazisi yeni
emİn varol S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK? divenire group2

TÜRKİYE KKTC’DE ASKERİ ÜS KURUYOR…

Emin Varol / KKTC

Ada’ya ayak bastığım andan itibaren, “S-400’lerin KKTC’ye konuşlanma ihtimali var mı” sorusunun yanıtını aradım.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya ve Başbakan Ersin Tatar’a doğrudan sordum. Birçok askerin de nabzını yokladım.

Sonuç: Sessizlik..

Tatbikatın kara bölümünden çıkarken, Şeref Kıt’asını selamlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın yanına yaklaşarak bu soruyu sordum.

Birçok bürokratı ve korumayı kızdırdım.

Ancak, benim işim bu.

Ben Gazeteci’yim ve benim için kimse, “soru sorulamaz bir makamda değildir’ Herkese, her ortamda, her şartta soru sorulur ve sorarım.

Ancak, Cumhurbaşkanı Akıncı; Rumların yakalama kararı, ABD haritası ve Müzakereler konusundaki sorularıma cevap vermesine rağmen, S-400’lerin adaya yerleştirmesi soruma sessiz kaldı ve kafasını çevirerek uzaklaştı.

Başbakan Ersin Tatar, birkaç hafta önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmüştü. Orada bu konunun gündeme gelip gelmediğini merak etmiştim.

emİn varol S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK? emin varol kktc 1BEYAZ EV

Başbakan Ersin Tatar’ı da Beşparmak dağlarındaki ünlü Beyaz Ev’de verilen resepsiyonda yakaladım. Erdoğan’la görüşmede bu konunun gündeme gelmediğini söyledi.

Ancak, böyle bir ihtimalin, yani, S 400’lerin adaya yerleştirme olasılığını sorunca, sessiz kaldı ve yakınında bulunan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Yılmaz Yıldırım’ı işaret etti ve “komutana sorun” dedi.

Yani siviller, S 400’ler konusunda sessizdi..

Neden acaba?

İddianın gerçek payı var mı?

S 400’ler KKTC’ye konuşlanabilir mi?

Yoksa bir bürokratın söylediği gibi sadece S 400’lerin bir bataryası buraya getirilebilir mi?

Yaşayıp, göreceğiz..

RUMLARA İNCE AYAR..

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok sayarak, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, ABD’nin desteği ile Doğu Akdeniz’de yaptığı tahrikler, suların ısınmasına ve yeni sorunların ortaya çıkmasına neden oldu.

KKTC’de görev yapan üst düzey bir generale göre, “ burada gerginlik daha da tırmanacak” yorumuna neden olan olaylar karşısında Türkiye’nin, Akdeniz’deki tatbikatı ile yaptığı “kararlık gösterisi” dün akşam sona erdi.

Milli Savunma Bakanlığı’nın, Şehit Teğmen Caner Gönyeli tatbikatında Kara ve Deniz’deki  “burada biz de varız” mesajı, sahibine, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi ile diğer bölge ülkelerine ulaştırıldı.

emİn varol S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK? emin varol kktc 2FATİH’E SELAM, RUMLARA KELAM..

Doğu Akdeniz’de gerçekleştirilen tatbikatın son gününde, tatbikata yakın bir bölgede sondaj çalışmalarına devam eden  FATİH Gemisi’nde çalışan ve onlara destek veren personel hakkında yakalama kararı çıkartan Rumlara bir de “ince mesaj” verildi.

Olay, tatbikatın sonundaki SELAMLAMA bölümünde yaşandı.

Kıbrıs açıklarında faaliyetlerine devam eden FATİH’e koruma görevi yapan, Deniz Kuvvetleri’mize ait ORUÇ REİS Fırkateyni de tatbikata katıldı ve “ben buradayım” dedi.

Yabancı konuklarla birlikte askerler, Oruç Reis Fırkateyni’nin tatbikat geçişini büyük bir coşku içinde ayakta el sallayarak selamladı.

FATİH’LE RADAR BAĞLANTISI KURULDU..

Doğu Akdeniz’deki tatbikat sırasında, yakın bir bölgede sondaj çalışmalarına devam eden FATİH Arama Gemisi ile, Sahil Güvenlik Komutanı Tuğamiral Ahmet Kendir ile üst düzey generallerin bulunduğu UMUT Gemisi arasında radar bağlantısı kuruldu.

Bağlantı sırasında FATİH Gemisi çalışanlarına tatbikattan selamlar gönderildi, buradayız mesajı verildi ve sondaj çalışmalarında başarılar dilendi.

RUMLARIN KARARI, YOK HÜKMÜNDE..

Tatbikat sonunda, Sancak Gemisi olan UMUT Kurtarma Botu’nda yaşanan coşku sırasında yaptığımız sohbettte, askerlerin tamamı, Rumların çıkardığı yakalama kararlarının ‘yok hükmünde’ olduğunu söylediler. Böyle bir kararın işlemeyeceğini Rumların Doğu Akdeniz’de sadece gerilimi tırmandırmak için böyle bir karar çıkarttığını belirttiler.

KÖTÜ KOMŞU, EV SAHİBİ YAPAR..

Bu arada sivil bir diplomat, Rumları “Kötü Komşu” olarak yorumlayarak, “ Kötü komşu, insanı ev sahibi yaparmış” diyerek Rumların bu gerginlik politikasının Türkiye’nin işine yaradığını belirtti.

EURO’nun yükselmesi ile birlikte Rumların Kuzey’e geçerek alışveriş yaptıkları ve bunun da KKTC’nin ekonomisine büyük bir katkı yaptığı belirtildi.

Rumların özellikle Lefkoşe’deki pazarlardan alışveriş yaptıkları ve evlerinin ihtiyaçlarını karşıladıkları anlatıldı.

İstatistik olarak ne kadar Rum’un kuzeye geçtiği ve ne kadarlık alışveriş yaptıkları hesaplanmamaş. Ancak artışın gözle görülür seviyeye geldiği bu nedenle de kapının sürekli açık tutulması gerektiği vurgulandı.

KKTC’DE ASKERİ ÜS KURABİLİRİZ

Askerler ve sivil diplomatlar arasında yaptığım sohbetler sırasında “Kötü Komşu Rumlar” nedeniyle Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’de ve KKTC’de yeni bir takım ataklara hazırlandığını öğrendim.

  • Yıllardır uçuşlara kapalı olan GEÇİTKALE havaalanının yeniden açılması gündemde. Bu konuda KKTC’deki askerlerimizin yoğun isteği Genelkurmay tarafından da biliniyor.
  • Türkiye KKTC’de yeni bir ASKERİ ÜSkurmaya hazırlanıyor. Bu konudaki hazırlıklar son aşamaya geldi.
  • “ Burada gerilim tırmanır” diyen bir askeri yetkililerden aldığım bilgiye göre İçişleri Bakanlığı’na bağlanan Sahil Güvenlik Komutanlığı büyük bir atağa hazırlanıyor. Yeni tehdit alanı olan Doğu Akdeniz ve Ege Denizi’nde hakimiyeti arttırmak için 105 adet yeni arama kurtama botu, 5 adet devrilmeyen kurtarma botu ve 9 adet de mobil radaranlaşması imzaladı. Hepsi de yerli olarak Antalya’daki bir tersanede yapılacak. Kurtarma botları, kötü hava şartlarında ters dönse yani alabora olsa dahi tekrar eski konumuna geri dönebiliyor. Bot kesin olarak batmıyor.

Gerçekten, “Kötü komşu, insanı ev sahibi yapıyormuş”..

 

emİn varol S 400’LER KKTC’YE Mİ KONUŞLANACAK?   rmak tantuni turgutreis
Okumaya devam et

BODRUM HABERLERİ

MUSTAFA AKINCI: BİZDE ARARIZ BİZDE KAZANIRIZ…

Yayınlanan

açık

emİn varol MUSTAFA AKINCI: BİZDE ARARIZ BİZDE KAZANIRIZ… emin varol 2
emİn varol MUSTAFA AKINCI: BİZDE ARARIZ BİZDE KAZANIRIZ… divenire group2

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin sondaj çalışmaları nedeniyle bir anda ısınan Doğa Akdeniz sularında yapılan, Caner Gönyeli Arama Kurtarma Tatbikatı’na katılan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı Emin Varol’un sorularını cevaplandırdı.

Sıcak sularda, sıcak tatbikat ve Rumlara sıcak sözler..

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Rumları uyardı: “ Siz araştırma yapıyorsanız biz de yapacağız. Siz kazarsanız biz de kazacağız. Doğu Akdeniz’de Türkiye ve KKTC’yi yok sayamazsınız”

Arena Bodrum Haber Ankara Temsilcisi / Emin Varol

KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, sondaj gemimizde çalışan Türk işçileri hakkında çıkardığı yakalama kararı ile ilgili sorusuna şu karşılığı verdi:

“Doğu Akdeniz’de son zamanlarda yaşanan gerginlikler hiçbirimizin arzu ettiği bir durum değildir. Biz öteden beri ‘bu zenginlikler hepimize ait ve bu kabul ediliyor” dedik. Ama iş tatbikata gelince, ‘bu bizim egemenlik alanımız’ diyen bir Rum tarafıyla karşı karşıya geliyoruz.

Müzakerelerin devam ettiği süreçte kendilerine ‘bu zenginlikler hepimize ait olduğundan bunu ortaklaşa planlayalım, ortaklaşa çıkarmak İçin işbirliği yapalım. Bunun İçin de bir ortak komite kuralım ve bu işi birlikte yapalım. Ama bu komiteyi kurmaya da bu işi birlikte planlamaya da yanaşmadılar. Tek taraflı eylemlerini sürdürdüler.

Bize de aynı şekilde davranmak kalıyor. Bize de KKTC ve Türkiye’ye aynı şekilde davranmaktan başka seçenek bırakmıyorsunuz dedik. Ve bunun gerekleri yapılıyor şu anda.

Eğer siz araştırma yapıyorsanız bir de yapacağız dedik ve yaptık, yapıyoruz, yapacağız.

Eğer kazı aşamasına gelirseniz biz de yapacağız dedik şimdi o safhadayız.

Ama ben yine bugün burada bu çağrıyı yapmak istiyorum. Doğu Akdeniz bir barış gölü haline gelebilir, bir barış adası haline gelebilir. Bundan herkes yararlanır. Biz gerginlik siyaseti istemiyoruz. Çatışma siyaseti istemiyoruz. Barış istiyoruz, uzlaşma istiyoruz. Ama haklarımızı da elbette koruma kararlılığı içerisinde bunları söylüyorum. Eğer bu konuda en ufak bir ipucu görürsek, yardımlaşma ve birlikte üretme konusunda, paylaşma konusunda bir anlayış görürsek hemen bu eli tutmaya hazırız. Ama ne yazık ki bunun tam tersi gelişmeler oluyor. KKTC ve Türkiye’yi enerji politikaları dışında doğu Akdeniz enerji denkleminin dışında tutma gayretleri var. Bu çabalar coğrafyaya aykırı çabalar. Bu bölgenin coğrafyasında ve tarihinde hem Kıbrıs Türkü, hem Türkiye vardır ve var olmaya devam edecektir.”

emİn varol MUSTAFA AKINCI: BİZDE ARARIZ BİZDE KAZANIRIZ… emin varol 1ABD Haritası..

Emin Varol’un Türkiye’nin Doğa Akdeniz’de varlığını ortaya koyan ABD Haritası ile ilgili bir başka soruya ise KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı şu karşılığı verdi.

“Türkiye’yi dışlamayan bir haritadır. Ama önemli olan kağıt üzerinde olanlar değil, önemli olan gerçekte, fiiliyatta olanlardır. O harita 2015 tarihini taşıyor. Ama 2019 yılındayız. Ama o haritanın gerekleri değil başka şeyler yapılıyor arazide ve denizde. Dolayısıyla bizi ilgilendiren kağıt üzerinde olanlar değil gerçekte olanlardır.

Rum tarafı Kıbrıs’ta siyasi eşitliği kabul etmiyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, “Bu gergin ortamda müzakerelerin yeniden başlaması” ile ilgili son soruyu da şöyle yanıtladı.

“Aslında müzakerelerin olmamasının nedeni, şimdi yaşananlar değildir. Rum yönetimi geçenlerde beyanat verdi. Bu gergin ortam bitsin müzakereler başlasın diye. Öyle bir durum söz konusu değil. Müzakerelerin olmamasının nedeni maalesef Rum liderin, Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğini ve kararlara etkin katılımını bir türlü yanaşmamasıdır.

Biliyorsunuz BM Genel Sekreteri, özel temsilciyi görevlendirdi. Bir uzlaşma başlangıç noktası yaratabilir mi diye. Ama herhangi bir uzlaşma sağlanıp yeniden işe başlayabilmek için geçmişte var olan mutabakatların kabul edilmesi gerekir. Geçmişte var olan mutabakatların özü de iki tarafın siyasi eşitliğidir. Rum tarafı bunu kabule yanaşmıyor. Bugün eğer müzakerelerde bir tıkanma varsa, ileriye doğru bir gidiş yoksa bunun temel nedeni şu anda doğu Akdeniz’de yaşananlar değildir. Rum tarafının Kıbrıs Türklerinin siyasi eşitliğini kabul etmemesidir.”

emİn varol MUSTAFA AKINCI: BİZDE ARARIZ BİZDE KAZANIRIZ…   rmak tantuni turgutreis
Okumaya devam et

BODRUM HABERLERİ

STS BODRUM OKUL GEMİSİNİN HİKAYESİ…

Yayınlanan

açık

Tarafından

erman aras STS BODRUM OKUL GEMİSİNİN HİKAYESİ… Emin Varol k    e yazisi yeni
erman aras STS BODRUM OKUL GEMİSİNİN HİKAYESİ… divenire group2

Bodrum, gerçekten güzel işler yapıyor.

Özellikle, “Denizcilik” alanında yaptığı başarılı aktiviteler nedeniyle, bir marka haline geldi.

Bodrum’da buna katkıda bulunan çok sayıda entellektüel denizcilerimiz var. Yani, “denize arkasını dönüp oturmayanlardan” söz ediyorum. Sezon boyunca gerçekleştirilen yarış ve benzeri faaliyetlerle, gençlere denizi sevdiriyor ve denize olan ilgisini daha da arttırmaya çalışıyorlar.

Bu güzel işlerden biri de;

Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı ve Milli Mücadele’yi başlatmasının 100. yılı etkinliklerine Bodrum’un katkısıydı.

The Bodrum Cup yarışlarında, Ege Denizi’nde kupaya doymayan Bodrum Okul Gemisi, 100. yılda büyük bir misyon üstlendi, Ege ve Marmara Denizlerini aşarak, Karadeniz’e çıktı.

Sanıyorum, “Okul Gemisi”nin bir örneği Türkiye’de henüz yok.

Bodrum’da, böyle bir düşünceyi, gerçekleştirenleri kutlamak lazım.

Bunların başında da Erman Aras’ı.

Bu ünlü denizci, “2001 yılı notları“nda, Cumhuriyet tarihimizin ilk Yelkenli Okul Gemisinin öyküsünü anlatıyor.

Erman Aras, kendisine ait deyimle, “Deniz Üzerinde Bir Laboratuvar” olan, Yelkenli Okul Gemisi düşüncesinin nasıl doğduğunu ve nasıl gerçekleştiğini, bütün gerçekleriyle, geminin denize indiği yıl, Eylül 2001 tarihinde kaleme almış.

Atatürk’ümüze karşı görevini yapmaktan, yelkenlerini doldurarak dönen Okul Gemisi’nin başarı öyküsünü lütfen sonuna kadar okuyun.

İçinde herkes kendine göre çok şey bulacak.

Bu öykünün yazılı tarihe geçmesi gerekir diye düşündüm ve bugün sütunumu bu yaşanmışlıklara açıyorum.

Erman Aras’ın 2001 yılı notları:

” Bodrum ve bu bölgede yaşayanlar, bilinen tarihleri boyunca hep denizle iç içe olmuşlar, onunla serinlemişler, onun ürünleri ile karınlarını doyurmuşlar. Bir çok kez ise onun için savaşmışlardır. Zaman içerisinde değişmeyen tek şey, geçimlerini denizin altında veya üstünde hala kazanma uğraşı veriyor olmalarıdır.

Yat yapımcılığı, onların en eski mesleklerinden birisidir. Günümüzde Mavi Yolculuk olarak ortaya çıkan turizm hareketi ile bir anda inşa ettikleri yatların sayıları ve değerleri artınca bu sektördeki dengeler de değişmiş, usta çırak ilişkisi ile yetişen denizciler yetmez olmuştur.

Her yıl, denize inen yatların büyüsüne kapılıp, yatçılığı meslek olarak seçince, ben de bir süre sonra sektörün gerçek yüzü ile karşı karşıya kalmıştım.

Yalnızca, yatların güzelliği, konforu ve iki üç aylık güneşe dayalı sezonu yetmiyordu, Yatırımların daha karlı olabilmeleri için yatları eskilerde olduğu gibi rüzgar kuvveti ile götürmemiz ve arzulanan seyirleri yaptırmamız gerekiyordu.

Yelken Eğitimi o kadar önem kazandı ki bu işi iyi bilen eski kaptanlar da yavaş, yavaş emekli olma sınırına gelmişlerdi. Bu ihtiyacımızı yıllar içinde Ankara’ya anlatamamıştık. Anadolu Kız Meslek Lisesi bünyesinde açılan deniz turizmi sınıfları ise hiç yoktan iyi olmakla birlikte, meslek hocaları olmayan, garip bir uygulama olarak karşımıza çıkmış, çözüm yerine yeni problemler yaratmıştı. Kıyı kasabalarına gerçek anlamda meslek eğitimi verecek denizcilik okullarının açılmasından ümidimizi kaybedince, bireysel olarak problemleri nasıl çözebiliriz, arayışlarına başlamıştık.

Era Yatçılık olarak ben ve arkadaşlarım önce, Bodrum Cup Yat Yarışlarını organize etmiş, sonra da Era yelken Kulübünü kurarak, altı ve üzeri yaş gurubuna yelken kursları düzenlemeye başlamıştık. Birçok konuda yol almamıza rağmen asıl sorunun çözümünden hala çok uzaktık.

Yörenin çocuklarına meslek eğitimi verecek okul mutlaka gerekliydi okul açılması için baskılarımıza devam etmeliydik. Fakat derinlemesine düşününce bir gün bu okul hayali gerçekleşse bile ancak sektöre yeni başlayanları kurtarabilecektik. Bunca yatlarda çalışanlar nasıl olup ta özellikle yelken konusunda eğitilecekti ! Onlar bu yaştan sonra okula da gitmeyeceklerine göre; üstelik hepsinin gemi adamı ehliyetleri de vardı.

Çözüm sektörde çalışanlara özellikle kış aylarında denizde pratik yapabilecekleri deniz üzerinde bir laboratuar olabilirdi..O halde bir okul gemimiz olsa, biz çok yol alabilirdik.

Tarih kitaplarından öğrendiğimize göre Osmanlı devrinde dört adet yelkenli okul gemimiz varmış, Cumhuriyet tarihimizdeki bu ayıbı da ortadan kaldırabilirdik. Böyle bir gemi, sektöre yeni başlayanlar için ise bulunmaz bir imkan sağlayabilir diye düşünüyordum..

Onların yetişmesi için yıllarca beklenmeyecek, hem de başlangıçta doğru bilgilerle tanışmış olacaklardı. Hele, okul gemisi ile yılda birkaç kez yurtdışı etkinliklere de katılabilirsek, bu gençlerimize büyük tecrübe olurdiye hayaller kurarken, bir yandan da bu hayallerin gerçeğe dönüşmesi için arkadaşlarımın, bu konuya hassas kişilerin nabzını yoklamaya karar vermiştim.

Fikir olarak karşı gelen çok az olmakla birlikte, genelde erişilemez bir hayal olarak görüyorlar, kaynak nasıl bulunacak sorusuna takılıp kalıyorlardı.

Fikri paylaştığımda karşı öneriler böyle bir geminin satın alınması yönündeydi. Deniz Ticaret Odasındaki toplantılarımızda, dönemin başkanı Gürkan Erertem böyle bir gemiyi yurt dışından çok ucuza bulabileceğimizi söylüyordu.Elimizde nakit para olmadığı için bu imkansızdı. Hiçbir zaman da olamazdı. Her yıl onlarca yat yapılan bir yörede, küçük katkılarla ortak bir yat niye yapılmasın diye düşünüyordum .

Bodrum Belediyesi, Bodrum Kaymakamlığı, Muğla Valiliği, Deniz Ticaret Odası, Türsab, Ticaret Odası, Bodrum Denizciler Derneği, Deniz sektöründeki esnaf, personel ve işletmeler, Bodrum Cup Yat Yarışlarına katılan ve Bodrum’a gönül vermiş iş adamlarının potansiyelleri böyle bir yatırımı çok rahatlıkla yapabilmeliydi.

Sorun, bu potansiyeli nasıl harekete geçirecek ve nasıl başlayacaktık. Bir kez başlansa bu kez Bodrum dışındaki sektördeki firmalar ve kişiler devreye sokulabilir , çok az bir nakitle daha çok malzeme yardımı ile sorunu aşabilirdik.. Yara almadan, proje denize inme aşmasına getirilebilirse, herhalde denizcilik camiası donanımını da yapar, o aşamadan sonra orada bırakmaz diye düşünüyordum.

Esas, beni korkutan denize indikten sonraki eğitim aşaması ve memleketimizde iki kişilik ortaklıkların bile yürümediği bir ortamda bu kadar kişi ve kuruluşla ortak bir çalışmayı yürütmekti..

Biraz daha ilersini düşününce bunun pembe bir hayal olduğunu düşünüyor, kendi kendime, geç bunları diyordum.

Zaman, zaman sohbetlerde veya sorunlara çözüm aradığımız toplantılarda yollar hep bu projeye çıkıyor ve düşüncelerim tekrar alev alıyordu.

1994-99 dönemi, Bodrum Belediye Başkanlığı seçimi ise bu projenin hayata geçirilmesinde ilk dönüm noktası olmuştur.

Başkan adayı olan, deniz sektöründe çalışan başarılı iş adamlarından, Bodrum Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulunda da beraber çalışmakta olduğum Sn. Tuğrul Acar’ın Meclis üyelerini belirlemek için hazırladığı listede, yine DTO Yönetim Kurulu Üyesi olan, deniz tutkunu ve yılların kaptanı Sn. Hamdi Can Giz ve çok sayıda deniz kökenli arkadaş listede olunca, önceki sohbetlerimizden projeye de sıcak baktıklarını bildiğim için ben de Belediye Meclisi listesine dahil oldum.

Okul gemisi projesini, böylece seçimlerle birlikte artık Bodrum Belediyesi projesi haline dönüştürmüştüm.

Dönemin Kaymakamı Sn. Uğur Boran başta olmak üzere bürokratlar, kurumlar ve sektörde ileri gelenleri bir araya getirerek sistemin işlemesi için ihtiyaçları belirledik. Projenin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için bir vakıf ve vakfın iktisadi işletmesi gerektiği ortaya çıktı.Geminin inşası ve işletilmesinin belediye gibi siyasi bir kurumun bünyesinde yapılamayacağına herkes hem fikirdi.

Yeni bir vakıf kurulacağına öncelikle Bodrum’daki vakıflara teklif götürdük.

Bosav olumlu yanıt veren tek vakıf olmuştu. Yat turizmine yıllarını veren başkanı Sn. Cengiz Oral (Aloş) en az bizim kadar heyecanlanmıştı. Projenin yürüteni olmaya hazırız derken Bosav olarak bu projeye ayıracak bütçesinin olmadığının da altını çiziyordu.

Belediye meclis salonunda yapılan toplantıda oy birliği ile karar verilmişti. İmece usulü ile her kurum ve gönüllüden yardım istenecek, Bodrum Belediyesi ve Kaymakamlık en büyük destek veren kurumlar olacaktı. Bosav Koordinatör görevi üstlenecek ve gemiye Bodrum ve denizciler adına sahip olacaktı.

Artık geri dönülmez bir yolculuğa başlamıştık. Çatı kurulduğuna göre plan safhasına geçebilirdik. Demir Duru’nun bir yatırımı olan Durukos Jasmin en son limana inen yatlardan birisi idi. Sn. Yücel Köyağasıoğlu tarafından planlanmış ve inşaatı gerçekleştirilmiş idi.

Tepecik cami yanındaki rıhtımda geminin son hazırlıkları yapılırken yatta kendisini ziyaret edip konuyu açtığımızda bizler konuşurken o çoktan kafasında planları çizmeğe başladığın hissetmiştik bile.

Derken, Mümtaz Göztepe, Yücel Erkal, Mercan Mehmet(Mehmet Nalbantoğlu), Küçük Kirli (Mehmet Durmaz), Tony Marciniec, Fehmi Gürbüzer, Aydın Yazıcı , Oktay Kıpcak da guruba katılmıştı. Tuğrul Acar’ında yer aldığı yapım komitesine Erman Aras olarak ben de başkanlık yapıyordum.

Ok yaydan fırlamıştı . Herşey çok hızlı gelişiyordu.Yücel Köyağasıoğlu’ndan projeler sanki uçarcasına elimize gelmişti hemen bir broşür yapmamız ve geniş kitlelerle bu projeyi paylaşmamız gerekiyordu.

İlk resmi ziyaretimizi, biir toplantı için gittiğimiz İstanbul ‘da Deniz Ticaret Odasına yapmıştık. Belediye Başkanı Tuğrul Acar,Yardımcısı Hamdi Can Giz de bu ziyarette yanımızdaydı. Aynı zamanda bu ekip, DTO Bodrum Şubesi’nde de Yönetim Kurulu olarak görev yapmaktaydık. Heyecanla olayı özetlemiş fakat projemiz Başkan Sn. Cengiz Kaptanoğlu ’nun kafasına pek yatmamıştı. Ama, üzerlerine düşen görevleri yapmaya söz vermişti.

Yardım için kapısını çaldığımız kişiler ve dostlar, ‘ bu gemi ne kadara çıkacak, bütçe için kaynaklarınız var mı?’ diye soruyorlardı.

İlk sorunun cevabı kolaydı 1.000.000 Bir Milyon Amerikan Doları, ama ikinci sorunun cevabını vermek hiç te kolay değildi. Bizde bir dolar bile yoktu. Bu kadar yatın yapıldığı bir Bodrum’da sektörün geleceği, gençlerimiz, çocuklarımız için bir yatta onlardan artanlarla niye yapılmasın diye yutkunuyorduk. Soruyu yanıtlarken, ‘paramız yok ama verilen sözler var diyorduk.

Muğla Valisi Sn. Lale Aytaman olarak görev yapıyordu. Bizlere, ağaçların ormandan tahsis alınabileceğini söylemişti. Bütçenin önemli bir bölümünü böylece karşılamış olacaktık. Daha önce Orman Bölgede çalışan ve Anavatan Partisi Muğla Millet vekili Sn. Nevşat Özer’i de yaptığımız ön görüşmeler sonucunda ağaçların temini konusunda ayrı bir güvence olarak görüyorduk.

Bu sözlü güvencelerle yardım talebi için kapısını çaldığımız ilk kişileri pek tatmin edememiştik. Ortada elle tutulur bir şey yoktu. Birçok kişi beklemeyi tercih ediyordu. Tabii ki haklıydılar. Ülkemizde iyi niyetli bir sürü girişim hep suistimal edilmiş örneklerle doluydu.

Biz de kendimize yeni stratejiler belirledik. Bir yatın yapımında iskeletin ortaya çıkışı toplambütçe içersinde çok az bir maliyettir. Belediyenin ve devletin imkanlarını harekete geçirerek iskeleti ayağa kaldırabilirsek, çok yol alınmış gibi görünebilir ve böylece daha kolay yardım isteyebilirdik.

Bizler, düşünceden eyleme geçme çareleri ararken Deniz Kuvvetleri Komutanı Sn. Güven Erkaya bir Bodrum seyahatinde bizlere çok şey verdi. Sn. Erkaya ’nın destekleri Okul Gemisi için diğer bir dönüm noktası olmuştur. Deniz Kuvvetlerinden emekli olmasına sanıyorum bir ay gibi bir süre vardı. Yapım Komitesi üyemiz Sn. Oktay Kıpçak Bodrum’a geldiğini öğrenir öğrenmez hemen bizlere randevu almıştı. Yücel Erkal ve Oktay Kıpçak ile birlikte paşayı ziyaret etmiş, projeyi aktarmıştık. ‘ Sn Erkaya’nın, ‘Gemiyi kızağa koymak için ne gerekli?’ sorusuna cevabımız, 30 ton kurşun olmuştu. Hemen hazırlıkları yapın göndertiyorum dedikten sonra bizlere bu projenin en kısa sürede bitirilmesini rica etti. Gölcük’teki tersanelerden yararlanabilmemiz için gerekli yazıları hemen göndermesi, bizlerin ufuklarını açmıştı. Sohbetimiz esnasında, donanmamızdaki üç sınıfın da yelkenli okul gemilerine ihtiyacı olduğunu ve bu yatırımın kendileri içinde bir örnek teşkil edeceğini iletmesi bizlere büyük moral olmuştu. Paşa, bizlere sonunda bir de sitem etmişti, niçin daha önce bu projeye başlamamıştık, Emekliliğime yakın bu söylenir mi, yoksa ben sizlere daha fazla yardımcı olabilirdim diyordu.

Paşanın yanından ayrılırken sanki omuzlarımızdan bir yük kalkmış gibiydi. Kurşunlar gelmeden inşa edilecek bir alan bulmamız gerekiyordu. Bize kalsa Bodrum merkezde yapar, turistlerin de ilgisini çekmek isterdik. Hele her ziyaret edenden para almak fikri oldukça taraftar buluyordu. Sonunda, İçmeler uygun yer olarak seçildi. Coşkun ve Engin Deniz, yat yapım işlerine ara vermişlerdi. İçmeler’de Sn. Uğur Sert’in atölyesini boşaltmak üzerelerdi. Bizlere sundurmalarını bıraktılar. Sn. Uğur Sert’ten ise bu alanı belirsiz bir süre için tahsis istedik. Sayın Sert alanın yanı sıra bir telefon, bir ofis iki depo da vermişti. Bu kadarını hayal bile edemezdik. Küçük Kirli tüm bu olumlu haberlerle birlikte Tussock Yatçılık’tan bağış sözü alarak geminin ağırlığı için kullanılacak saç levhalarını ısmarlamış ve gelir gelmez yapıma başlamıştı. Bodrum Belediyesi’nin yardımları ile düzeltilen sundurma altında ağaçlarımız da gelirse artık Gemiyi kızağa koyabilme noktasına gelebilirdik.

Bağışlarla bir anda hızlanmıştık . İnsanlar karşılıksız birçok yardımlar yapıyor birçok esnaf, işçilik almaksızın yardımcı olabilecekleri sözlerini veriyorlardı. Sıra, ahşap işçiliği yapacak ustaları bulmaya gelmişti. İleride yanlış bir olayla karşılaşmamak için dikkatli olmamız gerekiyordu. Bir ihale açmağa karar verdik. İhalenin şartları çok ilginçti. En az iki buçuk yıl yapımı sürecek böyle bir yatırım için sadece maliyetine iş yapılacak ve bütçemiz olmadığı için para ne zaman bulunursa o zaman ödenecekti. Böyle bir ihaleye katılan olur muydu? Bu, Bodrum’daki bir tersane için çok ağır bir şarttı.

Sadece Demir Duru ve Dinç Aslan tersanelerinden teklif gelmişti . İhale Yılmaz Dinç ve Ahmet Aslan ustalarda kaldı.

Bizler için bir onur diyorlardı ama şimdi düşünüyorum da onlar açısından büyük bir risk ve cesaretti .

Uzun uğraşılardan sonra Lale Aytaman’ın girişimleri ile ağaçlar için Dönemin Başbakanı Sn. Mesut Yılmaz’a kadar ulaşmıştık. Sonunda tahsis yazılarımız geldi, ama sevincimiz fazla sürmedi. İlk darbeyi yemiştik. Tahsisler meğerse paralıymış, hem de alacağımız ağaçlar piyasadan daha pahalı olmak zorundaymış. Çünkü seçme şansı verilmiş.

Bu haberle birlikte yıkılmıştık. Ağaç alım açığını kolay kolay kapatamazdık. 32 metre bir gemi için ağaç al al bitmez ki… Neyse ki imdadımıza Belediye Başkanı Tuğrul Acar ve Meclis Üyesi arkadaşlarımız yetişti. Töreni yapabilecek ve bize bir ay yol aldırabilecek ilk parti ağacı bir arkadaşa rica ederek aldırtmayı başardılar. Ustalarımız heyecanla ilk ağaçları vakit geçirmeksizin kesip kurutmaya bıraktılar.

Gemi için yardım alabileceğimi düşündüğüm en büyük camia ise Bodrum Cup’a katılan gruptu. Onların da olmasını arzu ederek 9.Bodrum Cup startı öncesi 19 Ekim 1997 Cumartesi günü coşkulu bir törenle gemi kızağa kondu. Sn. Güven Erkaya, Deniz Ticaret Odası yetkilileri, Bodrumlu denizciler hep oradaydı. Bir de misafirimiz vardı. Daha önce yazışmalar yaptığımız İsveç’te bizim projeye benzer ama aynı yıl içersinde inşasına başlanan, unutulan ahşap yat yapımcılığını hatırlatmak gayesi ile devlet olanakları ile de desteklenen diğer bir okul gemisinin kaptanı da aramızdaydı. İki Proje birlikte yol alacaktı.

Ekim Ayındaki törenin ardından uzun bir süre geçmiş, fakat fazla yol alamamıştık. İskelet ve sarım için gerekli olan tüm ağaçları bulup kurumalarını sağlamamız gerekiyordu. Bodrum Belediyesi bu noktada gerçekten üstüne düşen görevi fazlası ile yaptı. Belediyede o sıralarda işi olup da hali vakti yerinde olan vatandaşlardan gelen ağaç bağışları, biraz nefes almamızı sağlamıştı.

Yapımda en çok kullanılacak kalemlerden birisi de tutkal, boya ve verniklerdi. Duratek firması bizlere maliyetinde altında vermeği kabul ettiği ilk partinin de parasını ne zaman ödeyecektik, bilemiyorduk. Buna rağmen tüm inşa boyunca bizleri bir gün bile malzemesiz bırakmadılar. Nisan ayına geldiğimizde artık ağaçlar işlenebilecek noktaya gelmişti. Diğer hazırlıklarımızı da tamamlamıştık.Arkadaşlar arasında bazen şakalaşıyorduk. Okul Gemisi Erbakan’ın temellerine benzedi diye. Törenden sonra altı aydan fazla zaman geçti bizim ağırlık ilk günkü yerinde öylece duruyordu.

ılan kampanyalar sonunda geminin ismi “Bodrum” olarak benimsendi. İş bölümü ise geçen günler içersinde kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Yapım Komitesi başkanı olarak Ofis çalışmalarını ben bürodan yürütüyordum, kritik noktalarda ise tüm arkadaşlar bir araya geliyor, önemli kararları birlikte alıyorduk. Vakıf başkanı Cengiz Oral tüm mali işleri ve diğer bil-cümle işleri takip ediyordu, Yücel Erkal da ona en yakın yardımcı olan isimlerden birisi idi. Yücel Köyağasıoğlu denetiminde Yılmaz ve Ahmet Ustalar inşaatla ilgileniyorlardı. Mercan Usta, fırsat buldukça geminin yardımına koşuyordu. Yapım komitesindeki ustalar kendi üstlerine düşen görevleri fazlası ile yapıyorlardı. Ama mutlaka birimler arasında iletişimi kuracak ve alınan kararları takip edecek bir kişiye ihtiyaç her geçen gün kendini hissettiriyordu. Böyle bir bütçeyi hiçbir zaman bulamamıştık. O sırada Era Bodrum Yelken Kulübü Antrenörü Kaptan Aydın Bülbülkaya çalışmakta olduğu yattan ayrılmıştı. Bir sohbet anında sıkıntımızı anlatınca görevi memnuniyetle kabul etti. Artık gemimizin Kaptanı ’da vardı.İşlerin takibi daha sağlıklı olmaya başlamıştı.

Her kapıyı deniyorduk. Deniz Ticaret Odası Genel Merkezi’ne artık daha da baskı yapma zamanı gelmişti. Geminin iskeleti de artık ortaya çıkmıştı. Bodrum’daki diğer ana kurumumuz, Denizciler Derneği’ni de bir türlü harekete geçirememiştik. O dönem başkanı Ali Gönül’ü ikna etmek için kaç günümü harcadığımı bende unutmuştum. Nuh diyor Peygamber demiyordu. ‘Hele biraz daha yapın, yönetim kurulunu ikna edeceğim diyordu.

Ali abi biz bunu kimin için yapıyoruz ?! Ne bekliyorsunuz ?! Siz şimdi el verin ki ilerlesin, İstanbul’dakilerden yardım isteyelim” sözlerimiz de ikna edemiyordu. Demek ki daha beklememiz gerekiyordu.

Şubat ayında İstanbul’da Boat Show vardı, Ünver elektrik’in sahibi ve bizlere bu projede desteklerini esirgemeyen Sn.Bilgin Ünver’in fuarı düzenleyen firmanın sahibi ile arkadaş olduğunu biliyordum. Fuar idaresinden ücretsiz bir stand talebimiz olsa acaba ne derler sorusuna olumlu cevap hemen gelmişti, biz de Belediye Başkanı Tuğrul Acar, Hamdi Giz, Cengiz Oral, Aydın Kaptan’dan oluşan kalabalık bir ekiple katılmayı kararlaştırdık. Fuardaki firmaları tek tek dolaşarak mal bağışı yapmaları için çağrıda bulunduk. Bazı firmalar konuya sıcak bakarak verebilecekleri mallar için imzalı taahhütte bulundular. Bu taahhütlerden birçoğu gerçekleşirken, bazıları hala bu gün için de beklemede durmaktadır.

Fuarda en önemli gelişme Bodrum’da birçok yatın elektrik işlerini yapan “Delmar” firmasının sahibi Sn. Hasan Sinop’un “Man” Motorlarının yeni bayisi olduğunu ve firmadan gemi için motor talepte bulunduğunu ve olumlu yanıt aldığının müjdesini vermesi oldu.

Gerçekten ilerleyen günlerde kendilerine gerekli dosyaları gönderdikten sonra bağış kesinleşmiş 450 HP’lik motoru “MAN” ücretsiz olarak vermeyi kabul etmişti. Geçen zaman içersinde Aydın Kaptan’a ödeme yapamadığımız için bu kadar önemli bir görevi boş bırakmak zorunda kalmıştık. Geminin yapılırken bir kişi bile ekibi olmaması ilerde denize inme aşamasında bizlere sıkıntı yaşatacağını çok iyi biliyorduk.

Motorun bulunması gemi için yine bir dönüm noktası olmuştu. Moraller düzelmiş yeniden bağış istemek için umutlanmıştık. Koskoca motoru bile firmalar verebildikten sonra demek ki doğru adamdan doğru zamanda istemesini öğrenecektik.

Buna iyi bir örnek de Sn. Ali Şen ile yaşamıştık. Ali bey ile tersanade gemiyi gezmiş ve sonra kendisi çok güzel bir tespit yapmıştı. Bodrum’a yatırım yapan arkadaşları arayalım onlara derdimizi daha rahat anlatırız demişti ve sağolsun Sn. Mehmet Nazif Günal’dan 50.000 Dolarlık bağış aldırmıştı. Bu bağışla gemimiz koşmaya başlamıştı. Bu arada Kasa İsmail Kaptanın, teknesinde kullanmadığı, küçücük ağaç parçalarını getirip, ‘akülerin altına kullanırsınız diyerek kalpten inanarak bağışları, bizleri çok heyecanlandırıyordu. Büyük bağışlar kadar önümüzü açmasa da küçük jestler büyük moral kaynağı oluyordu.

Zaman çabuk akıyordu ve yeni belediye seçimleri ufukta gözükmüştü. Proje bundan sonra gelecek yeni belediye yönetimi ile devam edecek gibi görünüyordu. Daha işin yarısına bile gelmemiştik.

Bu arada inşaya başlamadan ön şart koştuğum olmazsa olmaz olarak nitelendirdiğim döner sermaye talebimize Bodrum Belediye Meclisi, geminin denize indikten sonra eğitim sürecinde giderlerini karşılaması için boş olarak duran Tepecik Camii yanındaki eski kahvenin olduğu alanı 10 yıl süre ile kullanım hakkını Bosav Vakfına verdi. Hemen kolları sıvayıp inşaata başladık. Gemi yetmiyormuş gibi yine en yakınlarımızdan bu sefer demir, çimento istemeye başladık.

Başta Tarık Atalay olmak üzere Neyzen Tur, Mehmet Kocair ilk yardıma koşanlardı. Bofor Mobilya da sandalye masaları bağışlamıştı.

Belediyenin de katkıları ile Harup çalısından nostaljik çardağın bitmesi ile geminin ilk döner sermayesi de böylece kurulmuş oldu. Artık ilerisi için daha güvende olabilirdik.

Bu arada Denizciler derneği yönetim kurulu, eski para ile yüz milyonluk (100 TL) bağış yapmayı kararlaştırmıştı. Miktar komikti, ama bizim için anlamı büyüktü. Demek ki artık inanmışlardı. Nasıl olsa ilerde daha çok yardım yapmak zorunda kalacaklardı, çünkü bu gemi denizcilerindi, yani onlarındı.

Deniz Ticaret Odası ile mücadelemiz ise devam ediyordu. Deniz Kuvvetleri Komutanı sayın Güven Erkaya’nın kontaktları ile Gölcük’teki hurda depolarını, Oktay Kıpcak’ın rehberliğinde Tuğrul Acar ve Hamdi Giz ile birlikte ziyaret ettik. Deniz Kuvvetlerinin izni ile geminin işine yarayabilecek çipa ve benzeri malları seçtik, ayırdık. Gölcük depremi ile yok olan bu depolardan alınan bu mallar daha sonra ayrı bir anlam kazanmış oldu.

Ustaların ağaç alma talepleri doğal olarak hiç bitmiyordu. O sırada bizler için Ankara’dan çok güzel bir haber gelmişti. Muğla Milletvekili Nevşat Özer son seçimlerde tekrar seçilemeyince Orman Genel Müdürü olmuştu. Bir anda ağaç işinden tamamen kurtulduk diye düşündük.

Kendisi konuyu çok iyi biliyor, ne yapar eder bu konuyu bizim için çözer diye ümitlenmiştik.

Cumhuriyet tarihinin ilk yelkenli okul gemisi inşa ediliyordu, ağaçları kendimiz için istemiyorduk ki!. Biliyorduk okullar, camiler her yıl ağaç yardımı alıyorlardı. Kamaralık, direklik ağaçları nereden bulacaktık. Şimdiden gidebileceğimiz tüm kaynaklar tükenmek üzereydi. Kendisine konuyu iletince derhal dilekçe yazmamızı istedi daha sonra kaç kez yazdık çizdik hatırlamıyorum. Bir kez daha yıkılmıştık. Politikacılara güvenmememizi uyaranlar bir kez daha haklı çıkmıştı. Nasıl bu kadar rahat olabiliyorlar inanılacak şey değildi.

Belediye seçimleri sonucunda Emin Anter Belediye Başkanı seçilmişti. İlk icraatlarından birisi ise geminin döner sermayesi olan Tepecik çay bahçesini Belediye şirketine geri verilmesini istedi . Böylece eğitimlere geçildiğinde döner sermaye olarak kullanılacak bu kaynak daha başlamadan sona erdi. Bütün girişimlere rağmen çay bahçesine yapılan bütün yatırımlarla birlikte bir bedel ödenmeksizin geri alındı, kasmız dahil gasp edildi.

İlerleyen aylarda Emin Anter ile yaptığım görüşmede yaptığı işin yanlış olduğunu fakat belediyenin paraya ihtiyacı olduğunu ve seçimlerde söz verdiği için bunu yapmak zorunda olduğunu ve bu yanlışı telafi edeceğini aktarmıştı. Gerçekten de ondan sonraki günlerde elinden geldiğince gemi için yardımcı olmaya çalışmıştır. Man Firmasının Avrupa masası yetkilisine, Bodrum kalesinde yapılan motorun anahtarını teslim töreninde Karaova halısı hediye ederken ilersi için bizlere ümit vermişti.

Gölcük Depremi ile birlikte gemi için de zor günler başladı. Gemiye bağış bulmak artık imkansız hale gelmişti.Kamaraların da yapımı başlamıştı. Artık sıra elekronik aletlerin alınıp bundan sonraki ince işlerin yapılması aşamasına gelinmişti. Esas para da şimdi ihtiyaçtı. İlk zamanlar az bir para bulununca ağaç alınıyor işlenince ortaya çok iş çıkıyordu. Direk ve su altına parçalarının bir kısmı monte edilecek elektronik aletlerin alınması bu aşamada mecburdu. İnşanın bazı noktaları bu yüzden durabilirdi.Alınması istenen bir sandık alet ise 50-60 bin dolar tutuyordu. Daha önce söz verenler ise deprem nedeni ile vazgeçmişlerdi. İlerleyen günlerde Kaymakamımız Uğur Boran’ın girişimleri ile bu sıkıntıyı da aştık.

Ericsson firmasından 100 bin dolarlık katkı bizler için Milli Piyango’dan çıkmış gibiydi. Bunun karşılığında ise beş yıl firmanın logosunu yelkenler üzerinde taşımayı düşünmeden kabul ettik. Bir anda yine hızlanmıştık. Fakat 32 m geminin ihtiyaçları birtürlü bitmek bilmiyordu.

Yaklaşan diğer seçim ise Deniz Ticaret Odası seçimleri idi. Bu arada İstanbul’dan destek aramak için gelen başkan, Cengiz Kaptanoğlu ile büyük pazarlık Belediye Meclis salonundaki toplantıda yapıldı. Belediye Başkanımız Emin Anter, gemi için Tüdev ve sizin ilk günden beri söz verdiğiniz 20 milyar lirayı gönderirseniz bizde Bodrum olarak sizi destekleriz diyordu. Sonunda her iki taraf da sözünde durdu. Para geldi bizde heyet olarak İstanbul’a gidip oyumuzu kullandık. Bu davranışımızla geminin yapımında bizlere destek olan Tunç Kurtluoğlu’na da büyük koz vermiştik. Oyunuzu para karşılığı sattınız diyerek bize sitem ediyordu. Haklıydı ben de kendi açımdan olaylar böyle geliştiği için gerçekten rahatsız olmuştum.

2000 yılının yaz ayları yaklaştıkça heyecan da artıyordu. Birçok kişi yardımlarda bulunmuş ve projeyi sonlara taşımaktaydılar. Sn. Can Kadıköy, ‘ getirin ağaçları direkleri de benden deyince, o kalem de listeden eksildi. Geriye fazla birşey kalmadı derken ustalar ile yaptığımız toplantıda yapılan ihtiyaç listesi korkunçtu. Gönüllü ustalarımızdan Oktay Tüfek direkleri ayağa kaldırmak için liftin ve krom telleri bekliyordu.Biz bu listeyi kaymakama söylesek, kesin bizi döverdi. Eski başkan Tuğrul Acar atölyesine dönmüş ve geminin armasını bizzat yapıyordu.Yelkende kullanılacak mekanik dümen sistemi bile başlı başına bir yatırımdı. Ona, malzeme bulmalıydık. Çünkü kendisini kaptırmış ve düşündüğümüzün çok üstünde arma ve mekanik sistemleri yapıyordu. Gemiye de yakışıyordu ve bizler bu geminin yarın yurt dışında da örnek teşkil edecegini ve Türk Yat yapımcılığının geldiği noktanın göstergesi olu şüncesi ile onun şevkini kırmak istemiyorduk. Fakat bu liste için yine dünyanın parasına ihtiyaç vardı. Her ne kadar başlangıçta projeyi 1.000.000 Dolar olarak öngörsek de bizler, daha ucuza çıkarırız diyorduk. Fakat bu gidişle ilk öngördüğümüz rakam galiba doğru çıkacaktı. Daha gemi giydirilecek, yelkenler, yataklar, tuvaletler, mutfak, daha neler neler vardı. Bu yatırım bir kez yapılıyordu. Kısıntıya gidip bitirmiş olmak için bitirmektense, adam gibi yapmaya karar vermiştik. Nasıl olsa dilenmeğe alışmıştık. O arada Kaymakamımız Uğur Boran Bitlis’e vali tayin edilmiş yerine Sn Cumhur Güven Taşbaşı gelmişti. Acaba nasıl birisi idi, gemiye sıcak bakacak mıydı ? Kendisi ile kısa bir süre sonra para ve yardım isteyerek tanışmış olduk.

Yücel Köyağası artık gemi ile yatıp gemi ile kalkıyordu, yaz aylarının sıcağını yedirmeden denize atmayı planlıyordu. Öncelikli iş olarak jeneratörlerin bulunup ve dümen sisteminin bitirilmesi gerekiyordu. Bu arada Foka Denizcilikten Ali Foka yangın sistemini bir telefonla üstlenivermişti.

Türsab başkanı Sn. Başaran Ulusoy Gemimizi ziyaret ettiğinde İstanbul’a gelmemizi ve bu işi orada bitirebileceğini söylüyordu. O da bizim gibi, ‘bu yaz atalım, bu iş bitsin diyenlerdendi.Odalar Birliği Başkanı Fuat Miras’la da temasa geçecekti. Biz de Bodrum Ticaret Odası Başkanı Ata aya ile konuşuyorduk. Odanın da seçimleri geliyordu paranın bu zamanda alınabileceğini daha önce tecrübe ettiğimiz için harekete geçmemizin tam zamanıydı.

Belediye Bakanımız Emin Anter’den rica etmiş ve Fuat Miras’a telefon açtırmıştım. Bu arada Türsab Bodrum’a bir Kongre salonu yapmayı planlamış ve Belediyeden yer istemişti. Her ne kadar Başaran Ulusoy Yardımcı oluyorsa da Emin Anter’e rica edip onada telefon açtırmış işi garantiye bağlamıştık. Bu arada Deniz Ticaret odasındaki baskılarımız da sonuç vermişti

Başaran Ulusoy geminin güvertesinde söz vermişti. Odalar Birliği,Türsab ve DTO denize inmesi için gerekli malzeme ve paraları verecekler, biz de yaz içersinde gemiyi denize indirecektik.

Sonunda baştan beri istediğimiz olmuştu. Cengiz Kaptanoğlu DTO üyelerinden Sn Emin Saraçoğlu’nu görevlendirmişti. Tunç Kurtluoğlu başta olmak üzere yapılan çalışma çok kısa bir sürede çok yol almıştı. Jeneratörlerimiz ve birçok malzemeye para vermeksizin ulaşmıştık.

Keşke baştan beri Emin Saraçoğlu gibi biri görevlendirilseydi ve bize destek olsaydı bizler bir değil iki gemi yapardık. Bu arada Odalar Birliğinden gelecek para yılan hikayesine dönmüştü. En son Ticaret Odası başkanı Ata Aya; paranın Bodruma geldiğini fakat DTO İstanbul’un baskısı sonucunda veremiyeceğini parayı İstanbul’a DTO’ya göndereceğini söylüyordu. Neden baskı geldiğini anlamamıştık. Büyük mücadelelerden sonra Ata Aya’nın yardımı ile Fuat Miras’a ulaşmış ve para geldi diye yapılan harcamaların faturalarını İstanbul’a gitmeden ödeyebilmiştik. Türsab Tarafından gönderilen yardımlar ise DTO İstanbul’a bir süre takılmış parti parti alabilmiştik. Gecikmelerin ve böyle bir uygulamaya neden gerek görüldüğünün nedenlerini ise bu gün de hala anlamış değiliz . Geminin Güvertesinde Cengiz Kaptanoğlu ve Başaran Ulusoy’la bir kez daha birlikte olmuştuk, kendilerine söz verilen paraların gecikmesi sonucunda dövize dayalı alışverişlerde ciddi kayıplarımız olduğunu izah etmiştik. Irgatın devreye girebilmesi için Hidrolik hortumlar başta olmak üzere birkaç malzeme alındığı taktirde 9 Eylül 2000 gibi denize inebileceğimizi garanti etmiştik. Henüz, sefere çıkmak sözkonusu değildi. Ama denize inebilirdik. DTO, Türsab’ın bizim adımıza gönderdiği ve bilinmeyen nedenle bize ulaşmayan son parti parayı ve artı 5 milyar (5.000 TL) gibi yeni bir kaynağı bizlere aktaracak olursa denize inmek gerçekleşebilirdi.

İstenilen paralar artık küçülmeğe başlamıştı. Bu arada gerekli sözleri alınca denize iniş davetiyelerini hazırlamaya başlamıştık. DTO Yönetim Kurulu üyeleri Bodrum’a büyük bir ekip olarak gelmek için otel rezervasyonlarını vermişti, Türsab’ın katkısı gelmiş fakat beklenen 5 milyar (5.000 TL) lira para bir türlü gelememişti. Biz de buradan bir kaynak bulamadığımız için hidrolik hortumları alamamış, ırgatı olmayan bir gemi denize indirilemiyeceği için inişi iptal etmiştik. Tabii ki Cengiz Kaptanoğlu bize çok kızmıştı. Bu olay bizler Okul Gemisi yapım komitesi için büyük bir uyarı olmuştu. Bu şekliyle denize inemezdik. Her kurumun kendi sıkıntısı var idi. Bize sürekli para vermek zorunda olmadıkları için onlara güvenip denize inersek gemiyi denizde yaşatabilmek imkansızdı, seyre çıkarılabilmesi içinse daha birçok eksikleri vardı. Hele eğitime bu şatlarla nasıl başlanırdı. En önemlisi bir tek gemicisi olmayan gemi denize nasıl inerdi. Gemici kaptan alınsa parasını kim verecek, sigortasını kim ödeyecekti?

Başaran Ulusoy ile son geldiğinde bu mevzuları konuşmuş ve sponsorsuz bu işlerin olamayacağı fikrine varmıştık. Yeni Kaymakamımız Cumhur Bey artık bize alışmış, Muğla Valisi başta olmak üzere bizlere kaynak bulmaya başlamıştı. Eğitim bütçesi için ciddi bir kaynak gerkiyordu yoksa hayalimiz sonuna gelip başlamadan bitecek gibi görünüyordu.

Konu, dönüp dolaşıp Ericsson’a geldi. Son bir şansımızı denemek için randevu almaya karar verdik. Çünkü Ericsson Firması gerek Bodrum’un antik surları, gerekse antik tiyatro için çok güzel projeler hazırlayıp uyguluyordu. Okul gemisine de ciddi bir katkı sağlamıştı .Belki birşeyler daha alabilirdik.

İstanbul’da şirket merkezindeki toplantıya Kaymakamımızın yanı sıra Cengiz Oral, ben ve deniz kuvvetlerinden yeni emekli olan ve Bodrum Cup Yat yarışlarının baş hakemi Sn.İlker Bayındır’la birlikte gittik. Genel Müdür Sn. Ersin Pamuksüzer bizi çok iyi karşılamıştı. Mucize gerçekleşmişti, Ericsson daha önceki, beş yıl yelkenlerde logosunu bulundurma şartını ricamız üzerine iki yıla indirdi. Ayrıca Temmuz-Ağustos ve Eylül aylarındaki eğitimler, firma çalışanlarına verilecekti. Bunun karşılığında ise geminin iki yıllık masrafları ( 250.000.- USD)karşılanacaktı.

Bu inanılmaz bir olaydı. Artık hem denize inebilir hem de eğitime başlayabilirdik. İki sene sonrası ise o an için çok uzakta idi. Bodrum’a döner dönmez heyecanla durumu Başta Deniz Ticaret Odası ve Türsab’a ilettik, görüşlerini, alternatif önerilerini ve bizlere bütçe ayırıp ayıramıyacaklarını sorduk. Aksi taktirde bu teklif bizim için çok cazipti. Cevap olarak Deniz Ticaret Odasından çok ağır bir mektup aldık. Başkan Cengiz Kaptanoğlu imzası ile gelen mektupta okul gemisinin bundan sonraki safhaları için herhangi bir bütçe ayıramıyacaklarını, fakat bu anlaşmaya da karşı olduklarını ve takipte kalacaklarını iletiyordu. Bu durumda o güne kadar başka bir alternatif bulamadığımız için bize Ericsson ile anlaşmayı imzalamak kalıyordu.

Bu arada Denizciler Derneğinden İki Milyarlık(2.000 TL) ikinci bağış da gelmişti son bir gayretle gemi, hazırlanmaya başlamıştı. İnmeden şu da olsun ,bu da olsun derken bizim eğitim için Ericsson’dan gelen paralar da geminin içinde kaybolup gitmeğe başlamıştı. Sonra çok sıkıntı çekeceğimizi biliyorduk. Ama şimdi yaptık, yaptık. Yoksa o eksikler kolay kolay bir daha yapılamazdı.

Geminin denize elverişlilik ve diğer belgelerinin tamamlanabilmesi için İzmir liman başkanlığına müracaatımızı yapmıştık. Bu bir eğitim gemisiydi bundan önce hiç böyle bir belge düzenlenmediği için önce hizmet gemisi olarak düzenlenen belgelere uzun uğraşılardan sonra eğitim sözcüğünü de yazdırabildik. Hazırlanan evrakları o an İzmir’de bulunan Denizciler Derneği Başkanı Macit Gündoğdu’dan alıp gelmesini rica etmiştik. Otobüste Gazeteci Aybars Atilla ile birlikte Bodrum’a gelirken evraklara bakmışlar. “Vay o da ne!!!” geminin sahibi yerinde Bosav Vakfı İktisadi İşletmesi yazılı.

Sayın Aybars Atilla Bodrum’a gelir gelmez gazetelere haberi geçmiş: “Gemiyi şirket kurup üstlerine geçirdiler.”

Kimler?!

İktisadi işletmenin sorumluları görünen, Vakıf tarafından atanmış yetkililer, Erman Aras, Cengiz Oral ve Yücel Erkal.

Haberi okuyunca şok olmuştum yazık hakikaten yazık.

Ülkemizde ders konusu bile yapılabilecek sıfır bütçe ile gönüllülerin bir araya gelerek özveri ile yapılan, yöremizde birlikte yapılan çalışmaların en güzel örneği olan bu esere de artık ciddi bir leke atılmıştı.

O gün birçok telefon aldık. Haberin doğru olup olmadığını sordular. Kimliğini belirtmeyen bir kişi ise senden bunu beklemezdikdeyip telefonu yüzüme kapattı.

Geminin sahibi Türk denizcileri adına Bosav Vakfı ve onun Prosedür gereği İktisadi İşletmesiydi. Vakfın, yani sonuçta devletin bir malıydı. Bizler de o gün için atanan kişiler idik. Yarın başka gönüllüler, bizlerin yerini alacaktı. Bu kararlar daha gemi ortada yokken Bodrum’daki kuruluşlar en başta da Denizciler Derneği’nin oy birliği ile alınmıştı. Haberi tekzip etsek de artık çok geçti. İleriki günlerde yardım için gittiğimiz birçok yerde bunun savunmasını yapmak zorunda kalmıştık. Birçok yardıma ise bu gerçek dışı haber yüzünden ulaşılamamıştır.

Her şeye rağmen 5 Ocak 2001 günü ile birlikte denize inme zamanı gelmişti. Denize inme töreni için Denizcilikten Sorumlu devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu da geldi. Gerçekten coşkulu bir törenle Gemiyi denize uğurladık . Güven Erkayanın eşinin elinden kırılan şampanya ile Cumhuriyet Tarihimizin ilk Yelkenli Okul Gemisi denize koşarak gitmişti.

Çekilen bunca sıkıntı yerini mutluluğa bırakmıştı ve bir rüya gerçek olmuştu. Bir an için bu günü doya doya yaşamak istedim başka birşey düşünmeyecektim. Ama geminin sadece bir tane, o da yeni işe başlayan gemicisi vardı. Biraz sonra limana girdiğinde, şimdi içerde yardım eden gönüllü ordusu çıkıp gittiğinde ne olacaktı? Era Yelken Kulübünün Hocası Kaptan Erkan Yıldırım, birkaç gün kalmaya söz vermişti ya, sonra gemide kim kalacaktı, şimdi parasızlığa, başka ciddi problemlerde eklenmişti. Personel gemide nasıl yatacak derken, Babam Ömer Aras tarafından konu aktarılınca Club Med ‘den Behice Gökakın bir kamyon battaniye ve çarşaf göndermişti. Bu bağışın zamanlaması çok iyiydi. Denize iniş törenine bizle birlikte yapımı başlanan İsveç okul gemisinin kaptanını da yine davet etmiştik. Devlet yardımı ile desteklenen bu yatırımın daha işin başında olduğunu öğrenince yapım komitesi olarak ayrıca bir kez daha gururlandık.

Ericsson ’dan gelen ödemeler ileriki günlerde gemi personelini almamızı sağlamıştı.Tuğrul Acar ise atölyesinde çalışmalara hız vermişti. Birçok işi denize indikten sonra yaparız dediğimiz için yapılacaklar listesi, sanki ilk günkü gibi doluydu. Çekim Halat’tan hediye yelkenlerimiz de gelince gemimiz gittikçe bir şeye benzemeğe başlamıştı. Bu arada eğitim çalışmaları için İngiltere de International Sailing Schools Association’a üye olmuştuk.

Müfredat çalışmaları için yöneticileri John Jameson’ı davet ettik. Çeşitli kesimden gönüllüler ile yaptığımız kursların sonucunda kursların veriliş şekillerini ve saatlerini oluşturduk.

Uluslar arası bir sistemin bir parçası olmak Okul Gemimiz için artı bir puandı. Üç aşamalı kursların kademelerine öğrencilerin yurt dışından da gelip katılabilmeleri veya burada herhangi bir kursu alanların yurt dışında da birçok ülkede söz konusu kuruluşun kurslarına katılmalarına olanak verecek şekilde düzenlenmesi gerçekleşmişti.

Artık, hayal gerçeğe dönüşmüştü. Okul Gemisi büyük ölçüde bitmiş, eğitim için kurslar ilan edilmişti.

Sevgili Yücel Köyağasıoğlu başkanlığında eğitimlerimize gururla başlamıştık. İlk süreçte Çocuk, Genç, Kadın, Engelli, Gemici ve kaptan ve gönüllülerden oluşan 170 kişi ile ön eğitimleri tamamladık.

Eğitimlerimiz devam ederken çok traji komik bir olay daha yaşadık.

Kaymakamlıktan çağırdılar. Hakkımızda, eğitim gemimizle Kos Adasına adam kaçırdığımıza dair ihbar var dediler. Kaymakamımız özür diledi gece seyir dersleri yaptığınızı biliyoruz. Ama bize, bunu aktarmak zorunda olduğunu üzülerek ifade edip soruşturmayı kapatmıştı.

Benim için bundan daha büyük mutluluk olamazdı. Fikri ortaya atıp birçok kişiyi bu projenin arkasında sürükleyebilmiş ve mahcup olmamıştım. Güzel ve anlamlı olan ise birlikte, ortaya Cumhuriyet tarihimizin ilk Yelkenli Okul Gemisini çıkartmış ve tüm gençlere armağan

edebilmiştik.

Demek ki proje doğruysa ve düzgün insanlarla yola çıkılırsa, alt yapı düzgün kurulabilirse, paranız olmasa da milyon dolarlara varan yatırımlar bitebiliyormuş. Bu yatırımın örnek olmasını dilerim. Umarım geminin bundan sonraki devreleri de doğru ellerde böyle başarılı ve anlamlı geçer.

Erman Aras

Bodrum Yelkenli Okul Gemisi

Yapım Komitesi Başkanı

Eylül 2001

erman aras STS BODRUM OKUL GEMİSİNİN HİKAYESİ…   rmak tantuni turgutreis
Okumaya devam et

Son Haberler