Site rengi

Tasarım

Mehmet Çilsal Yazdı…”KÜLTÜREL VARLIKLAR İHANETİ-3″

21.08.2018
A+
A-
Mehmet Çilsal Yazdı…”KÜLTÜREL VARLIKLAR İHANETİ-3″

ASPAT / (Kültürel Varlıklar İhaneti -3)

“Bodrum’un;  kültür, tabiat, miras ve kıymet  bilmez, hukuk tanımaz şürekanın pençesinden kurtulması  dileğiyle…”

Yahudiler, Aspat’a nereden, nasıl, ne zaman gelmişti?

Yunan Tarihçi Makrypoulias Christos,  Küçük Asya’daki ilk Yahudilerin varlığını Makedon Kralı Antiokhos III’e bağlar. Yazdıklarına göre; İskender’in ölümüyle birlikte imparatorluk generaller arasında bölünür. Bunlardan Seleukos (MÖ 312), Babil’de çok güçlü bir devlet kurar. Bu devlet Balkanlardan Hindistan’a kadar genişleyip yükselişe geçer. Yahudilerin Anadolu ile tanışmaları işte bu yükselme döneminde olur.

(Resim1: Makedon-Grek Kralı İskender; mozaik)

Seleikos sonrası hükümdarlarından Antiokhos III(MÖ 223), Küçük Asya’daki 60 dan fazla şehir ve kasabaya önemli miktarda Yahudi yerleştirir. Bunlardan  tüccar ve usta olanlar bilhassa Küçük Asya’nın batı ve orta kesimlerine iskan edilir. Hıristiyanlık ve Musevilik geriliminin devam ettiği bu yıllarda, Grek ahali bu insanları şehirlerinde istemez; bu yüzden Yahudiler için ayrı mahalleler kurulur. Küçük Asya’yı yurt edinen Yahudiler, Helenistik dönemde daha da güçlenir. Zamanla Helen adlar alıp Elenice konuşmaya başlarlar. Yerelleşen(asimile olan) bu Yahudiler ‘Rabbaniler’ adını alır.

Yahudi nüfusun güneyden kuzeye göçü, ilerleyen yüzyıllarda da devam eder. Akdeniz ve Küçük Asya, tüm Ortaçağ(MS 400-1400) boyunca ciddi miktarda Yahudi nüfus barındırır hale gelir. Bunu sebebi ise kutsal topraklarda Emeviler, Abbasiler, Fatımiler gibi Arap-İslam devletlerinin güçlenmesi ve Yahudi, Ermeni vb. halklarını sürekli  Küçük Asya’ya doğru sürmesidir. Sonradan gelen ve genellikle büyük şehirlere yerleşmeyi tercih eden bu göçmen Yahudiler, kendilerine ‘Karaites’ dese de;  Bizans ahalisi, Rabbani-Karaites ayırımı yapmaz. (1*)

(Resim 2 ve 3: Mülteci Yahudiler; temsili illustration)

1071 Malazgirt Savaşı sonrası Küçük Asya’ya Türk akınları başlar. Türk boylarından güneybatı istikametine göçenler, yurt edindikleri Antalya, Muğla, Aydın bölgesinde denizciliği öğrenir. Bu süreç beylik devletleri kurmaya kadar gidecektir. Böylece, Küçük Asya’ya yeni bir kavim daha eklenmiş olacaktır…

(Resim 4: Zenaatkar Yahudi; temsili illustration)

Ancak, 1200’lerde Anadolu halkları ve Bizans İmparatorluğu için bu kez başka bir tehlike belirir. Fil, kule, ateşli silah ve yüzbinlerce askerden oluşan Moğol Ordusu, doğudan batıya doğru talan yapa yapa, akın akın ilerlemektedir. Yağmacı Moğol Ordusu öylesine acımasız, gaddar, hunhardır ki daha kendisi gelmeden, yüzlerce km. öteden korkusu gelir. Arap ve Anadolu topraklarını kasıp kavururlar…  (Resim 5: Türkler Anadolu’da; temsili illustration)

Bu arada, Haçlı savaşları hala devam etmektedir. Ortadoğu kan gölü gibidir…

Bu gelişmeler, Ortadoğu ve Güney Asya’nın son kalan Yahudilerinin de Akdeniz ve Batı Anadolu’ya göçmesine sebep olur.

(Resim 5: Türkler; temsili illustrasyon)

Aspat ve Türkler…

Aspat Yahudileri, kendilerine ‘Çıfıt’ diyen Türklerle Menteşeoğulları(13.yy) döneminde tanışmıştı. Bölgeye 1390’daki Yıldırım Beyazıd istilasıyla birlikte Osmanlı Türkleri hakimdi. Strobilos’un zirvesindeki gözetleme ve düşmandan saklanmaya yarayan kalenin adı, artık Çıfıt Kalesi’ ydi.

(Resim 6: Türkler; minyatür)

Türkler, sadece Aspat-Termera yamaçlarında  kale, ev, sarnıç, hisar, sur  gibi yapılarda yaşayan Rum, Yahudi, Venediklilerden ‘baş vergisi’ toplayan egemen devlet idarecileri değildi; aynı zamanda bu kadim insanlara komşu gelmiş kavimdi.

15’nci yüzyılın başları; Bizans Devleti, Grek topraklarının tiran devletleri, Haçlılar Birliği, Beylik Türk Devletleri, Latinler dünyası dahil tüm Anadolu’nun kaos yıllarıydı. Herbirinin derdi başından aşkındı.  Tüm bunlar yetmezmiş gibi, hepsinin istikbalini  etkileyecek 2’nci bir Moğol istilası daha belirmişti. Osmanlı’yı Ankara Savaşı’nda yenen Timur, Anadolu’yu dizayn ediyordu.

(Resim 7: Aspat-Çıfıt Kalesi; temsili illustration)

İşte tam bu yıllarda, harabe Halikarnas’a birileri gelmişti. Katalan, Alman ve Frenklerden müteşekkil Rodos Şövalyeleri, Zephyra’daki kalıntıların üstüne kale yapmaya başlamıştı. Yüzlerce sene sessizliğe gömülmüş Karya’nın başkentinden kazma kürek, insan ve köpek sesleri yükseliyordu.

Leleg-Halikarnas Yarımadası’nın  nüfusu nispeten çeşitlenmişti böylece.

Ancak, 1403 senesi berbat bir seneydi…

(Resim 8: Rodos Şövalyeleri; temsili illustrasyon)

Aspat’lılar, o sene Moğol Ordusu’nun yazbaşında Balad’ta(Palatia) orduğah kurduğunu, kafileler halinde sağı solu yağmalağını, hatta az ötedeki Leros’tan gemiler dolusu insan ve esir götürdüklerini duymuş; en kuytu yerlerde gruplar halinde aylarca saklanmış ve Timur  ordusunun defolup gitmesini korku içinde bekleyip durmuştu muhtemelen.

Zephyra’da kale inşa eden Rodos Şövalyeleri, Moğolları İzmir’den tanıyordu. Aksak Timur, Smyrna(İzmir) St. Pierre(Petri-Peter) Kalesi’nde onlara öyle bir katliam yapmıştı ki; dinlemesi bile kan dondurucuydu. Moğol Ordusu’nun Balad’ta(Palatia) ordugah kurduğunu bildikleri için gece gündüz tetikteydiler. Leros yağması herkesin dilindeydi. 12 Adaların (Dodecanese) son yüzyıl boyunca yanyana yaşayan Ortodoks Rum Papazları da, Katolik Hospitaller Rahipleri de dayanışma için dua edip duruyordu hiç kuşkusuz.

(Resim 9: Moğol Ordusu Balad’ta; temsili illustrasyon)

Timur Ordusu’nun bölgeyi terketmesinin ardından bölgenin kaderi değişmeye başlamıştı. Sadece deniz yolları değil, Karaova-Milas-Beçin ile köyleri birbirine bağlayan kara yolları da nispeten  hareketlenmişti.

Aspat, bir liman şehri olması nedeniyle Yarımada’nın diğer yerlerine nazaran daha şen, daha hareketliydi. Az öteye bir fersahlık (3 deniz mili) mesafedeki harabe Halikarnas’a kale inşa eden bir nüfusun gelmiş olması, herhalde en çok Aspat’ın Tüccar Yahudileri(Çıfıt) ile Venediklileri mutlu etmiş olsa gerekti.

(Resim 10: Aspat’ta gündelik hayat; temsili mozaik)

Leleg-Halikarnas Yarımadası, Rodos Şövalyeleri’nin inşa ettiği St. Pierre(Aziz Petrus)  Kalesi ve yakın çevresi hariç, tamamen Osmanlı’nın hakimiyetindeydi. Türkler, bu Haçlı Kalesi’ne ve yanındaki limana “Bodrum” diyordu. Güçlenip büyüyen Osmanlı Devleti, Rodos Şövalyelerini topraklarında istemiyordu; sürekli işgal planı ve hazırlıkları içindeydi.

(Resim 11-12: Kıbrıs+Hospitaller Ordusu’nun Aspat Baskını; temsili illustrasyon)

1472 senesinde, beklenmedik bir musibet daha zuhur etti bölgede.  Venedikli tarihçi Domenico Maligiero’nun yazdıklarına göre, St. Jean Şövalyeleri ile Kıbrıs Krallığına ait gemilerden oluşan büyük bir Donanma, Aspat limanına çıkarma yaptı; 400 kadar haneyi yakıp yıktı ve sağ kalan ahaliyi Türk, Rum, Yahudi demeden esir aldı. Üstelik bu haydutluğa büyük bir ihtimalle Rodos yedeği olan St. Peter Kalesi rahip ve savaşçıları bizzat aracılık etti.  (2*)

Aspat, çok büyük bir ihtimalle, bu vakıadan sonra uzun bir süre bomboş kalmıştı. Artık bölgede Yahudiler yoksa da geride yadigar bıraktıkları adları kalmıştı; Çıfıt Kalesi

Aspat felaketinden tam 8 sene sonra (1480), Akdeniz’deki  çıban başı Hospitaller Şövalyeleri’nin işini bitirmek maksadıyla Osmanlı Donanması nihayet bölgeye geldi, ancak Rodos kuşatması başarısız olunca geri döndü.

(1*) Kaynak: Makrypoulias Christos- Çeviri: Velentzas Georgios Referans için: Makrypoulia Christos, “Küçük Asya’da Yahudiler (Bizans)”, Helenik Dünya Ansiklopedisi, Küçük Asya: <http://www.ehw.gr/l.aspx?id=7872

https://docplayer.gr/31853981-Perilipsi-hronologisi-geografikos-entopismos-asia-minor-idryma-meizonos-ellinismoy-1-historical-background.html

(2*)Bkz-Şakir Çakmak: MENTEŞE BEYLİĞİ VE OSMANLI DÖNEMLERİNDE STROBİLOS https://www.academia.edu/6904720/Sakir_Cakmak-_Strobilos

Yazı dizimizin 4’ncü bölümü Piri Reis, Evliya Çelebi ve Charles Thomas Newton kayıtlarında Aspat ile devam edecek…

Mehmet Çilsal

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.