Bizimle iletişime geçin

AYHAN ONGUN

HER TEMMUZDA YENİDEN YANAR YÜREĞİM…

Yayınlanan

açık

ayhan ongun HER TEMMUZDA YENİDEN YANAR YÜREĞİM… ayhan ongun yazdi
ayhan ongun HER TEMMUZDA YENİDEN YANAR YÜREĞİM… reklam arena 4

Altı yıl önce yine bir temmuz sabahı yazdığım bir yazıyı aynen koydum.

Değişen bir şey var mı derseniz? Erdoğan o zaman Başbakan’dı, Şimdi partili Cumhurbaşkanı

Ne gözyaşlarımızın rengi değişti, ne acılarımız eksildi.

“Bundan yirmi yıl önce gerçekleştirilen insanlık dışı katliamda yaşamlarını yitiren 33 yurttaşımızın acısı bir kez daha yüreklerimizi dağladı.

            Bu alçak saldırı, özellikle de o yıllarda sıradan hale gelen faili meçhullerin içinde, katillerin en çok açık verdikleri olaylardan biriydi. Hiçbir olayda bu kadar açık şekilde  kendilerini ele vermemişlerdi.

            Ancak tüm olaylarda olduğu üzere, var olan kanıtların üzerine gidilmediği gibi,  olanlarda karartılarak olayların ardındaki asıl karanlık güçler gizlenmeye çalışıldı.

            Sıradan bir alevi-sünni çatışması gibi gösterilmek istenen Madımak oteli yangınında, aradan yirmi yıl geçmesine karşın hala gerçek sorumlular bulunmadı.

            Unutturulmaya çalışılan bu insanlık ayıbıyla ilgili onlar istemeseler de halkın hafızası unutmuyor.

            Aydın, demokrat kişilerin görevi de Madımak gibi, Kahramanmaraş, Çorum, 77 I mayıs katliamı, Bahçelievler olayı gibi tarihimize kazınmış önemli olayları unutturmamak olmalı.

            Ne Sivas’ta otel içerisinde diri diri yakılan 33 aydınımızı unutacağız, ne de Dargeçit karakolunda öldürülen 6 köylünün olayından rahatsız olan uzman çavuşu; kalorifer kazanında yaktırıp, sonra da sözüm ona kamu görevi yapanları unutturmayacağız.

            Faili meçhuller dönemi olarak bilinen yıllarda ölüm nedenleri hala aydınlığa kavuşmamış Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis ve onlarca bilim insanı, yazarın gerçek katilleri bulunmadan bu ülkeye barış getirmek mümkün olmayacak.

            Aynı şekilde yakın zamanımızda Uludere’de katledilen köylüler, Reyhanlı’da alçakça öldürülen masum insanlar ve en son Taksim Gezi olaylarında yaşanan insanlık dışı uygulamalar, yaşamlarını yitiren 5 insan, yaralanan binlerce yurttaşı unutmak mümkün mü?

            Bu ülkeye 27 mayısları, 12 martları, 12 Eylülleri, 28 Şubatları yaşatanlar yargı önünde olmasa bile kamu vicdanında mahkum olmadan, darbeciler, darbe yanlıları cezalandırılmadan, demokrasi tüm kurul ve kurallarıyla nasıl işleyecek?

            Temmuz sıcaklarına romanlarında Yaşar Kemal, “sarı sıcak” der.

            Özellikle de baraj ve sulama kanallarının olmadığı yıllarda, Çukurova’da sarı sıcaklar nefes aldırmazdı insanlara. Tıpkı o yılların insanı bunaltan temmuz sıcaklarında olduğu gibi her 2 Temmuz da Madımak geldikçe aklıma, yangın yerinde kızıl alevlerin arasında canhıraş bağıran insanların sesi çınlar kulaklarımda ve bir kez daha insanlığımdan utanırım.

            Ben, özel bir işim nedeniyle Sivas’a çok istediğim halde gidemediğimden utanırım da, yok olup giden 33 canın ardından hala gerçek sorumluları bulamayan kamu görevlileri, siyasetçiler hiç mi utanmazlar?

            “Bu olay bizim için artık bir namus meselesi olmuştur” diyen ancak sorumluların bulunduğunu görmeden yaşamını yitiren dönemin Başbakan Yardımcısı rahmetli Erdal İnönü’nün hatırına da olsa CHP bu olayın peşini bırakmamalıdır.

            Uludere de yok yere yitip giden masum köylülerin acısını ve anısını yaşatmaya çalışan Kürtler, on binlerce inançlı insanın mağduriyetine neden olan 28 Şubat darbecilerinin izini süren muhafazakarlar, 12 Eylülde toplumsal bir travma yaşayan, milyonlarca insanın yaşamını alt üst eden Evren ve arkadaşlarının yargılanmasını isteyen devrimciler kadar, bu ülkeyi yönetmekle yükümlü AK parti iktidarı da tarihle yüzleşmek, geçmişinde yaptıkları yanlışların özeleştirisini yapmak durumundadır.

            Aksi halde daha çok yanar yüreğimiz, sarı sıcaklar gibi.

            Ülkemizde barış ve demokrasi mücadelesini ne birbirinin karşısına koymak, ne de birini diğerine tercih etmek mümkün olmadığı gibi; içtiğimiz su, soluduğumuz hava gibi muhtacız demokrasiye de, barışa da.

            Ne zaman barışa yaklaşsak, mutlaka bir yerlerden düğmeye basılıyor. Yine ve yeniden bizleri korkularımızla terbiye etmeye, kutuplaştırmaya, kaos ve karışıklık yaratmaya çalışıyorlar.

            Tıpkı 33 erin şehit edildiği karakol baskını, Roboski katliamı gibi.

            Barışa bu kadar yaklaşmış, 40 yıldır ilk kez böylesine önemli bir uzlaşma ve bir arada yaşama iradesi oluşmuşken, bu güzel iklimi yeniden bozmaya, toplumda yeni gerginlikler, kırılmalar yaratmaya kimsenin hakkı yoktur.

            Hele de gereksiz polemik ve inatlaşmalar, kırıcı ve kutuplaştırıcı söylemlerle çözüm sürecini tehlikeye atmaya; bir başbakanın ne hakkı, ne de lüksü vardır.”

Aradan geçen bu altı yıl içerisinde en azından son yapılan yerel seçim sonuçlarıyla birlikte muhalefette “yeniden iktidar olunabileceği” fikri oluştu. Çözümün başka karanlık mecralarda değil, halkın kendi örgütlü gücünde olduğuna ilişkin özgüven gelişti.

Barış, demokrasi ve insan hakları, özgürlükler konusunda toplumsal bir muhalefet örgütlenmesi için tüm siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum örgütlerine çok büyük görev düşüyor.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 2 Temmuz 2019/BODRUM

Okumaya devam et
Sponsorlu
Yorum yapmak için tıklayın

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

AYHAN ONGUN

TUZAĞA DÜŞMEMEK GEREK…

Yayınlanan

açık

Tarafından

ayhan ongun TUZAĞA DÜŞMEMEK GEREK… ayhan ongun yazdi
ayhan ongun TUZAĞA DÜŞMEMEK GEREK… reklam arena 4

Sonunda beklenen oldu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri iptal edilerek, Ekrem İmamoğlu’ndan mazbatanın geri alınmasına karar verildi.

Yüksek Seçim Kurulu’nun “Bir kısım sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarının kararına aykırı oluşturulması ve bu hususunda seçim sonucuna müeessir olması nedeniyle” diyerek verdiği bu karar öyle sanıyorum Hukuk fakültelerinde ders olarak okutulacak önemde tarihimize bir yüz karası olarak yazılacaktır.

Bu haksızlığa, hukuksuzluğa karşı daha da bilenen muhalefetin yenilenecek seçimde daha da organize olacağı, daha çok oy alacağı iktidar tarafından bilinmiyor mu?

Elbette biliniyor!

Ancak bu seçimlerin iptal edilmemesi halinde İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yaşanan dehşet yolsuzlukların ortaya çıkarılması halinde AK Parti de çözülmenin başlayacağını, yeni bir partinin kurulmasının bu çözülme sürecini hızlandıracağını gören iktidar en azından zaman kazanma yoluna gitmiştir.

Bu süreçte boş durmayacaklar elbet!

En başta meclis çoğunluğu ellerinde olduğu için Başkanvekilliğine bir AK Parti’li meclis üyesini getirecekler ve mümkün olabildiğince yolsuzluk dosyalarını temizleme faaliyetlerine başlayacaklar.

Seçim kampanyası sürecince belediyenin tüm olanaklarını ve özellikle de belediye personel ve araçlarını kullanacaklar.

Sakın ola, bu durum küçümsenmesin. İktidar partisinin maddi sorunu yok diye düşünmeyin. Buradaki yolsuzluklar ve belediyeden aktarılan kaynaklar hiçbirimizin tahmin edemeyeceği boyuttadır.

Daha ilk konuşmasında olduğu gibi Cumhurbaşkanı işadamlarını tehdit edecek, sendika ve meslek odalarına ayar vermeye devam edecek, toplumda bir korku iklimi yaratarak seçimleri etkilemeye çalışacak.

Kendisine oy vermeyen tüm kesimleri “milli irade hırsızı” olarak ilan etmesi, yanlarında olmayanlara gereğinin yapılacağını söylemesi bile bu konuda ne kadar güç durumda olduğunun ve kararlılığının bir göstergesidir.

Ne kadar gerçek olduğu bilinmez ama Kürt seçmen üzerinde yeni oyunlara gireceğinin de işaretleri görünüyor.

Önümüzdeki günlerde ayrıntılar ortaya çıkacaktır.

Ben HDP nin 31 Mart seçimlerinde gösterdiği ilkeli tavrını sürdüreceğine kesinlikle inanıyorum. Ancak bu konuda Kürt Yurttaşların hassasiyetlerini istismar ederek, yeni bir barış süreci başlatılacağı gibi bir algı operasyonuyla oy devşirmeye çalışacağı da gün gibi ortada.

On binlerce tutuklu bir yana açlık grevinde yaşamını yitiren ve şu an kritik süreçte yaşam mücadelesi veren HDP liler üzerinden iki yüzlü bir siyaset uygulamaya kalkışan iktidarın bu hamlesi de büyük olasılıkla sonuçsuz kalacak ve Selahattin Demirtaş’ın sağduyu çağrısı toplumda karşılık bulacaktır diye düşünüyorum.

Bu konuda bile HDP ile diğer muhalif partileri karşı karşıya getirmeye çalışan çirkin politikayı görmezden gelerek, şimdiden Kürt yurttaşlara yönelik eleştirilere başlayan beyaz Türklerin bu tehlikeli oyuna gelmemesi son derece önemlidir.

Geçmişten bu yana HDP ye kurulan tuzaklar şimdi de CHP için devreye sokulmaya çalışılıyor. Kimi kesimlerde şimdiden “seçimleri boykot” çağrısı dillendirilmeye başlandı.

Seçim sandıklarında görev alması sakıncalı kişilerin görev yapmasına göz yumarak, aday olmasında sakınca görülmeyenlerin, seçilmesi durumunda mazbatasını ellerinden alarak kendi yurttaşına tuzak kuran bir yönetimin daha ne tür tuzaklar kurabileceğini kestirmek gerçekten çok zor.

İşte bu yüzdendir ki hem siyasi partiler, hem yurttaşlar olarak bu tür algı operasyonlarına karşı çok dikkatli olmalı, pusuya düşmemeye özen göstermeliyiz.

Önümüzdeki günlerde Suriye politikasında bir değişim hamlesi, terörle mücadelede yöntem değişikliği beklenebilir.

Zor durumda kaldığında gerginlik ve kaos politikalarından beslenen bir iktidar tarafından yönetildiğimizi unutmamak gerekiyor.

Görülen o ki; Türkiye’yi zor ve sıkıntılı günler bekliyor.

Ancak hepimizin bildiği, unutmamamız gereken bir gerçek var ki; “Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır.”

Ekrem İmamoğlu, ülkemizde yeni bir siyaset tarzının yerleşmesini sağlamıştır.

Tarihimiz boyunca toplumu kutuplaştıran, düşmanlaştıran kin ve nefret söylemleri yerine siyasette ve günlük yaşamda barış dilini öne çıkaran bir siyasetçi olarak Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı bu barış ve demokrasi mücadelesini birlik olursak başaracağız.

            Şimdi; çocuklarımız ve geleceğimiz için, barış, demokrasi ve özgürlük için, birlikte mücadele etme zamanıdır.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 7 Mayıs 2019/BODRUM

Okumaya devam et

AYHAN ONGUN

AYHAN ONGUN: KÜRESEL VE YEREL SİYASETİN DİLİ…

Yayınlanan

açık

Tarafından

ayhan ongun AYHAN ONGUN: KÜRESEL VE YEREL SİYASETİN DİLİ… ayhan ongun yazdi
ayhan ongun AYHAN ONGUN: KÜRESEL VE YEREL SİYASETİN DİLİ… reklam arena 4

Son günlerde daha çok etkilerini hissettiğimiz yerel siyasetin kırıcı, ötekileştirici, ayrımcı ve kutuplaştırıcı dili, sonunda Küçük Millet Meclislerinin gündemine de girdi.

Aslında bu kin ve nefret dili yerine barış dilinin kullanılması, farklı görüş ve inançların bir zenginlik olarak değerlendirilmesi fikri, kuruluşundan beri Küçük Millet Meclislerinin hep gündemindeydi.

Bu konuda azımsanmayacak bir yol kat ettiğimiz gerçeğini de kabullenmemiz gerekiyor. Aksi halde Türkiye gibi aykırılıkların, ayrılıkların daha çok öne çıkarıldığı bir ülkede sivil bir diyalog platformunun 11 yıl ayakta kalması ve düzenli toplantılar yapabilmesi mümkün olamazdı.

Mayıs toplantılarında küresel ve yerel siyasetin, özellikle de alabildiğine kirlenen yerel siyaset dilinin toplumsal yansımaları da masaya yatırılacak.

Küresel siyasetin gelişmiş dünya ülkelerinde ve demokratik yönetimlere sahip batı ülkelerinde biraz daha evrensel bir dil kullanıldığını söylesek de yine de; teknolojinin müthiş geliştiği, yenilendiği dijital çağda milliyetçi akımların etkisine girdiğini görüyoruz.

Kuşkusuz yaşamın her alanında olduğu gibi siyasetin gidişatını ve sonuçta dilini de ekonomik koşullar ve üretim ilişkileri belirliyor.

Ulus-devlet ilişkilerinin yeniden sorgulandığı küresel dünyada makro düzeyde bir milliyetçilik akımı son günlerde kendine hayli geniş bir alan buldu.

Dolayısıyla yabancı düşmanlığı ve yerlicilik hem küresel düzeyde hem yerel düzeyde siyasetin malzemesi oldu.

Yani demem oki; siyasette son zamanlarda sık kullanılan nefret ve kavga dili doğal olarak toplumda zaten var olan kutuplaştırmayı, kaos ve kargaşayı daha çok artırmaktadır.

Bu kavgacı dil; o dili kullananların da, muhataplarının ve karşıtlarının da davranışlarını, yaşam biçimlerini, karşılıklı ilişkilerini ve hatta sosyal ve psikolojik dengelerini de olumsuz etkilemektedir.

Kültür ve sanatı ne denli derinden etkilediğini söylemeye bile gerek yok.

Aynı keza, aile yaşamında en yakınlarımızla olan ilişkilerimizde bile bu kin, nefret söylemlerinin izine rastlamak mümkün.

Durum böyle olunca küresel siyasete müdahale etme şansımız olmasa da, yerel siyasetin dili üzerine biraz çaba göstermemiz gerekecek diye düşünüyorum.

Aksi halde; Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırı benzeri siyasi gerginliklerin, kavgaların olması kaçınılmaz hale gelecektir.

Topluma, özellikle de siyasetçilere hakim olmuş bu kin ve nefret dilinin yerini barış ve sevgi dilinin alabilmesi yine siyaset dışı sivil unsurlara düşüyor ne yazık ki!

Türkiye Küçük Millet Meclisleri bu konuda çok önemli bir görev üstlenmiş durumdadır. Çok kısıtlı olanaklarıyla, farklı bölgelerde bir avuç insanın inanılmaz fedakarlıklarıyla 11 yıldır sürdürülen bu projenin devamı, Siyasi parti yönetimlerinin ve Sivil Toplum Kuruluşlarının gösterecekleri duyarlılıklarla mümkün olacaktır.

Kuruluşundan bu yana hiçbir siyasal ya da kamusal gücün arka bahçesi olmamış, farklı siyasal görüşlere sahip gönüllülerin omuzunda yürüyen bu hareketin doğurduğu sinerji, kimi zaman müthiş bir enerjiye dönüşebiliyor.

İnsan ve sevgi odaklı bu çalışmanın hamurunda dostluk, kardeşlik ve hoşgörü vardır.

O yüzden önyargıları sokmuyoruz toplantılarımızdan içeri!

O yüzden tüm siyasi yapılara eşit uzaklıkta durmaya özen gösteriyoruz.

O yüzdendir ki; bu kadar uzun zaman hiçbir karşılık beklemeden bu mücadelenin, bu onurlu çalışmanın hamallığını yapanlar, saygın birer kişilik olarak bulundukları yerlerde ilgi ve saygı görüyorlar.

Ne siyaset kurumuna, ne yargısına, ne de kamu yönetimine güvenin kalmadığı bir ülkede, her şeye rağmen; geçmişte birbirlerine selam vermeyen kişi ve grupları bir masa etrafında ortak akıl arayışı çerçevesinde bir araya getirme başarısını göstermiş Küçük Millet Meclislerinin mayıs toplantıları bu gündemle toplanacak.

İnanıyorum ki benzer çalışmalar arttıkça zaman içerisinde siyasetin yalnızca dili değil, siyaset yapma tarzı ve siyaset yapan insanların kalitesi de artacak.

Yerel seçimlerin sonuçları ve sonrası gelişen siyasi atmosfer, değişimin ipuçlarını veriyor. Siyaset aktörleri de, siyasi parti örgütleri de bu yeni dönemde, yeni konjoktöre uygun yeniden yapılanacak gibi görünüyor.

Kendine, ailesine, yaşadığı çevreye ve ülkesine karşı sorumluluk duyan; barış ve demokrasiden, özgürlükten yana her yurttaşın bu yeni dönemde daha duyarlı davranması, görev alması, mücadele etmesi gerekiyor.

Hiç kimsenin bu zorunlu ve onurlu görevden kaçma lüksü olamaz.

 

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 30.04.2019/BODRUM

Okumaya devam et

Son Haberler