Site rengi

Tasarım

Can sıkıntısı, ilgi ve yeteneklerin saklandığı kara kutu mu?

24.03.2020
A+
A-
Can sıkıntısı, ilgi ve yeteneklerin saklandığı kara kutu mu?

Korona virüsü salgını tüm dünyayı eve hapsetti. Çocuk, yetişkin, yaşlı demeden hepimiz evlerde vakit geçiriyoruz. İnsanlar, eve kapandıkları ilk günlerde kitap okuyarak, film, dizi seyrederek, yemek yaparak, dinlenerek vakit geçirdiklerini fakat bir süre sonra bu etkinliklerin monotonlaştığını ve canlarının sıkıldığını dile getiriyorlar. Özellikle son iki gündür kiminle görüşsem canının çok sıkıldığını anlatıyor. Can sıkıntısından yakınan hiç kimse söz konusu durumu bir fırsata dönüştürme kaygısı da gütmüyor. Can sıkıntısına yüklenen anlam hep olumsuz.

İlkokula giden bir oğlum var. “Ders nasıl geçti?” sorusuna bazen “Eğlenceliydi.”, bazen “Sıkıcıydı” diye cevap veriyor. Her bir defasında derslerin her zaman eğlenceli olmayabileceğini, zaman zaman sıkıcı derslerin de olabileceğini dile getiriyorum. Özellikle vurguladığım ise dersleri değerlendirmede tek ölçütün eğlence olmasının yanlışlığı. Dersler öğretici, ezber bozucu, kışkırtıcı, geliştirici, ilham verici, zevkli, keşif duygusu yaşatıcı, bezdirici de olabilir, olmalıdır da. Fakat özellikle Anglosakson rüzgarıyla beraber dersler stand up tadında işlensin istiyor çocuklar. “Eğlenerek öğrenelim” derken kantarın topuzu kaçıyor sanki. Bu tutumu destekleyen eğlence histerisine kapılmış bir veli grubu var ki sayıları az değil, ne yazık ki. Bu veli grubunun ağzında pelesenk olan “Çocuğumun mutlu olması önemli, mutlu olsun da” mottosu var ki insanı çileden çıkarıyor. Yaşamın tek amacının mutluluk olduğunu düşünen, ‘mutluluk nedir?’ diye sorduğunuzda ise iki lafı bir araya getiremeyen, getirdiğindeyse çocuğunun yaşamının anlamını anlık hazlara bağımlı kılan bu kitle, çocuğunun geleceği adına yaptığı yanlışlığın farkında değil.

Yaşamın olağan akışının dışında bir talep değil mi, eğitim sürecinin her anını eğlenceli kılmak, zaman zaman can sıkıntısının olağan, doğal ve hatta gerekli olduğunu kabul etmek gerekmiyor mu? Bu doğal durumu eğitimcinin bir eksikliği olarak nitelendirmek doğru mu? Asıl felaket, bir eğitimcinin dersinin can sıkıcı diye nitelendirilmesinin önüne geçmek için öğrenciyi hiç boş bırakmamacasına etkinliğe boğması değil mi? Benzer bir durum veliler için de geçerli. Velilerin önemli olan “eğlenceli vakit” geçirmek diye çocuklarının yaptıkları akıl almaz şeylere ses çıkarmamaları, evi ev olmaktan çıkaracak neredeyse.

Gerek okulda gerekse evde çocukların can sıkıntısıyla baş etme becerilerinin gelişmesini sağlamak, onları geleceğe hazırlamak adına çok daha pedagojik değil mi? Eğlenceli geçen dersler olduğu gibi sıkıcı dersler de olacak, bazen eğlenerek öğreneceğiz, bazen oynayarak, yapıp yaşayarak, canlandırarak, gezip görerek, bazen de sıkılarak. Gözetmemiz gereken eğitim çıktısının ne olduğu?

Hem, biraz can sıkıntısının kime zararı var ki… Psikolog S. Mann “Can sıkıntısı her zaman, bir an önce kurtulmamız gereken bir şey olarak görülmüştür. Ancak belki de yaratıcılığımızı artırmak için sıkıntıyı yaşamayı kabullenmeliyiz.” diyor.

Çocukları kendi hallerine bırakmak, can sıkıntılarını kendi başlarına nasıl aştıklarını gözlemlemek de önemli olsa gerek. Bilim, sanat, edebiyat tarihini bilim adamlarının, sanatçıların ve edebiyatçıların yaşam öyküleri üzerinden okuyanlar, can sıkıntısının çocukların içsel güçlerini nasıl ortaya çıkardığını bilirler. Çocukluğu can sıkıntısıyla geçen biri olarak bugün, canım sıkılmasaydı kendimi tanıyıp keşfetmemin olanaksız olduğunu söyleyebilirim. Can sıkıntımı gidermek üzere giriştiğim etkinliklerden mesleğim ve hobilerim çıktı, meğerse can sıkıntım, içinde ilgi ve yeteneklerimi  saklayan kara kutummuş da haberim yokmuş. Yıllar içinde can sıkıntımla baş etme çabalarımın öz disiplinimi, içsel motivasyonumu artırdığını, hayal kurma becerilerimi geliştirdiğini fark ettim. Kendimi çıplak gözle değerlendirdiğimde fark ettiğim bu sözleri, yapılan akademik çalışmalar doğruluyor mu? Dilerseniz yapılan bilimsel çalışmalara bir göz atalım.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde “can sıkıntısı”, ‘yapılacak bir işin olmaması ve hiçbir şeyle oyalanma imkânının bulunmaması sebebiyle duyulan tedirginlik, bunalım’ şeklinde açıklanıyor. Can sıkıntısı bir kavram olarak ilk ortaya atıldığı 1750’li yıllarda kaygısızlık, ruhsal tembellik ve bıkkınlık biçiminde tanımlanmış. Belton ve Priyadharshini’ye göre, ortaya atıldığı zamanlarda daha çok dinsel etkileri açısından olumsuz bir duygu olarak değerlendirilmiş.  Fakat son zamanlarda can sıkıntısının hem olumlu hem olumsuz duyguları çağrıştırdığı öne sürülüyor.

Can sıkıntısı yaygın bir şekilde monoton aktiviteler ya da yapacak hiçbir şeyin olmaması ile ilişkilendirilse de Shaw, Caldwell ve Kleiber gibi bir grup psikolog, bu kavramı bireysel deneyimler ve algılar çerçevesinde ‘uyarım ve hareket eksikliği ya da bir aktivite durumunda doyumsuzlukla ilgili psikolojik olarak katılım eksikliği’ olarak ele alıyor. Pekrun, Goetz, Daniels, Stupnisky ve Perry ise yaptıkları çalışmalardan can sıkıntısının hoş olmayan duygular, dürtü eksikliği ve düşük psikolojik uyarılma olduğu sonucuna varmışlar.

Daschmann, can sıkıntısını prototipik ya da temel bir duygusal deneyim olmadığı için bir ruh hali ya da etki olarak sınıflandırılmasını öneriyor. Daschmann’a göre can sıkıntısı; duygusal, bilişsel, motive edici, fizyolojik ve ifade edici bileşenlerle karakterize edilen bir duygudur. Duygusal bileşen itici hislere, bilişsel bileşen yavaş geçen zaman algısına, motive edici bileşen durumu veya etkinliği değiştirmeye yönlendirmeye, fizyolojik bileşen düşük uyarılmaya ve ifade edici bileşense jest ve mimiklere karşılık gelmektedir.

Araştırmacılar, can sıkıntısında ortak iki özellik saptıyorlar: Birincisi, dikkat dağınıklığına yol açması diğeri ise bireylerde rahatsızlık duygusu oluşturması. İşte dananın kuyruğu bu noktada kopuyor. İnsanlar dikkat dağınıklığına ve rahatsızlık duygusuna yol açan can sıkıntısıyla baş etmek için mücadeleye girişiyorlar. Bu mücadele yaratıcılığı, hayal gücünü tetikliyor.

Can sıkıntısı ve yaratıcılık arasında korelasyonu arayan son dönem çalışmalardan biri, Mann ve Cadman tarafından 2014 tarihinde yapılmış. Mann ve Cadman, can sıkıntısının yaratıcılığı arttırdığına ilişkin iki aşamalı bir araştırma yapmışlar. Bu araştırmada can sıkıntısını bir telefon defterini kopyalama görevi ile manipüle etmişler. Yaratıcılığı ise plastik bardak kullanımı ile ölçmüşler. Araştırmacılar canı sıkılan insanların daha fazla düşünce ürettikleri sonucuna ulaşmışlar. İkinci çalışmada ise bir kontrol grubu, bir telefon rehberini kopyalama grubu (yüksek can sıkıntısı) bir de telefon defterini okuma grubu (düşük can sıkıntısı) olmak üzere üç grup oluşturmuşlar. Bu çalışmada ise yüksek düzeyde can sıkıntısı yaşayan grubun düşük düzeyde can sıkıntısı yaşayan gruba göre daha fazla düşünce ürettiğini ortaya koymuşlar. Mann ve Cadman, bu durumu yaratıcılığın ‘hayal kurma etkisi’ ile açıklıyor ve insanların canı ne kadar çok sıkılırsa hayal kurmanın o kadar artacağı ve sonuçta insanların daha yaratıcı olacaklarını savunuyorlar.

Bir diğer çalışma ise Gasper ve Middlewood’a ait. Gasper ve Middlewood, yaratıcılık ile gevşeme, iyileşme, stres ve can sıkıntısı arasındaki ilişkiyi incelemişler. Araştırmacılar, can sıkıntısını katılımcılarda bu duyguyu uyandırmayı sağlayacak bir video görüntülemeyle ölçerken, yaratıcılığı katılımcılara bir kelime grubu verip ardından bu kelimelerle ilişkili başka kelimeler üretmelerini istedikleri bir çağrışım göreviyle ölçmüşler. Bu çalışmada da Mann ve Cadman’ın yaptığı çalışmayla tutarlı olarak can sıkıntısı grubunda olan insanların gevşeme, iyileşme ve stres grubuna göre daha iyi performans gösterdikleri ortaya konmuş. Gasper ve Middlewood ise, insanların bu duyguyu bastırmak için daha yaratıcı olduklarından can sıkıntısının insanları yeni ve ödüllendirici bir aktiviteye yaklaşmaya motive ettiğini ileri sürmüşler.

1665’teki veba salgınında Newton eve kapandığı için yer çekimi yasasını bulmuş. Korona salgını dolayısıyla evlere kapandığımız şu can sıkıcı günleri çocuklarımızın fırsata dönüştürmesine izin verelim. Bırakalım canları sıkılsın; ilgi ve yeteneklerini saklayan kara kutularını kurcalasınlar biraz.

BİR YORUM YAZIN
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.