RODOS ŞÖVALYELERİNİN BODRUM’U KEŞFİ…

İzmir’in Moğol Ordusu tarafından katliamvari fethi; Rodos Şövalyelerinin Bodrum’u keşfi; Kale inşaatının başlama tarihi…

15’nci yüzyılın başlarında antik Halikarnas kentine bir kale inşa etmek, Hospitaller- Rodos Şövalyeleri için  herşeyden önce bir zorunluluk ve varoluş meselesiydi demiştik. Ancak, kalenin inşa tarihi konusunda günümüz Osmanlı  kaynakları ile Avrupa kaynakları birbirini tutmamaktadır.

(Resim 1: Bodrum Kalesi;  by Richard. P. Pullan)

Tarihsel bir konuda kroniklere dayanan vakıalar ile arşivlerin ortaya koyduğu vakılar bazen birbiriyle örtüşmeyebilmektedir. Öte yandan, gerçeklerin açığa çıkarılmasında günümüzün arkeoloji bilimi ile arşiv çalışmalarının katkıları gittikçe artmaktadır. Yazı dizimizin konusu olan Bodrum St. Peter Kalesi ve onun tarihi, işte tam da böyle bir bilinmezlikler girdabı içindedir.  Öte yandan, ortaçağ ve Haçlı Şövalyeleri konusunda birer  duayen olan Antony Luttrell ve Elizabeth Zacariadou’nun konumuzla ilgili  pek çok çalışması bulunduğu halde,  ülkemizde fazla bilinmemeleri, kitaplarının Türkçe’ye çevrilmemiş olması çok ilginçtir. Bodrum St. Peter Kalesi,  Haçlılar Birliği tarafından inşa edildiğine göre Malta, Rodos, İtalya, İspanya gibi devlet arşivlerinin ne kadar önemli olduğu ortadadır.

Bu girişten sonra  şunu kolayca söyleyebilirim: Bodurum Kal’ası; Evliya Çelebi, Aşıkpaşazade, Neşri, Hoca Saadettin, Mikael Doukas gibi vakanüvistlerin kroniklerinde yazdığının aksine 1414’de değil;  daha erken tarihlerde, 1403-1407’lerde yapılmaya başlanmıştı!

(Resim 2: Rodos Şövalyeleri, minyatür)

Başka türlü söylemek gerekirse, kroniklerde(belgeye dayanmayan vakıa el yazmalarında) yeralan; “Yıldırım Bayezid’ın ardından 1413’de tahta oturan Çelebi Mehmet’in, İzmir’i 1414 senesinde fethedip Aydınoğulları’ndan aldığı; Haçlılar Birliği Şövalyelerinin Osmanlı ordusuyla ittifak halinde bu sefere katıldığı; padişah I.Mehmet’in, Rodos Şövalyeleri Magistrası F. De Naillac ile bir tartışma yaşadığı; yerle bir olmuş Sahil İzmir Liman Kalesi (St. Peter) yerine Karya-Menteşe kıyılarında başka bir kale yapmalarına izin verdiği” şeklindeki bilgilerin bir kısmı, batılı kaynaklar ile örtüşmemektedir. Bu yüzden, Bodrum Kalesi’nin tam olarak hangi tarihte yapıldığının cevabının bir bölüme sığdırılamayacağına okuyucularımızın hakvereceğinden eminim. Kısaca söylemem gerekirse, doğru cevabı bulmak için tarihsel yolculuğumuza bir kaç bölüm daha devam etmemiz gerekiyor…

Hem önceki bölümleri okumayanlar için, hem de akılda kalması için bazı detayları  hatırlamakta  fayda görüyorum. Kronolojik sıraya göre 1390-1414 arasındaki olaylar kısaca şöyleydi:

(Resim 3: Ortaçağda bir muharebe, temsili)

Yıldırım Bayezid-Timur-Ankara Savaşı:

Yıldırım Bayezid, son on yılda çıktığı seferlerde Menteşe Beyliği de dahil tüm Anadolu beylik devletlerini fethedip Osmanlı’ya bağlamış; tam Konstantinopolis’i kuşattığı sırada Bizans İmparatoru, Timur’a elçi gönderip yardım dilemiş;  zaten Anadolu’yu istila hazırlıklarına çoktan başlayan Timur ise  önce Doğu Anadolu, sonra da Arap, Memluk topraklarını fethedip geri gelmiş; Osmanlı ve Moğol ordusu 1402 yazında Ankara’da meydan muharebesi yapmış ve bu savaştan Timur galip çıkmıştı.

Timur’un batıya ilerleyişi:  

(Resim 4: Timur, Pers gravür)

Timur Ordusu’nun batıya ilerlemesi, Avrupa başta heryerde korku ve panik yaratmış; Rodos Şövalyeleri dahil batıdaki irili ufaklı pekçok dükalık ya da devlet, Timur’a daha Anadolu’ya girdiği günden itibaren mektup, hediye ve elçiler yollamıştı.

Anadolu halkından Hıristiyan, Müslüman, köylü, asker çok sayıda insan, Timur’un dehşetinden kaçıp Avrupa’ya geçmeye çalışmıştı ve  bunlar arasında Osmanlı bey ve efendileri de vardı. Haçlılar Birliği, Müslümanlara yardım edilmesini yasaklamış; ancak bu yasağa rağmen birçok Venedik ve Ceneviz gemisi insanların dinine bakmaksızın ciddi paralar karşılığında onları Ege’nin karşılarına taşımıştı. Sultan Bayezid’in iki oğlu da Gelibolu’daki Osmanlı Donanma üssüne böyle geçebilmişti.  (Kaynak: Religious Affiliations and Political Alliances in the Ottoman Succession Wars of 1402-1413/Dimitris J. Kastritsis)

Sahil İzmir’in Timur tarafından fethi (1402-1403):

Kimi kaynaklara göre 160 bin askerden müteşekkil Timur Ordusu, Aralık ayında İzmir’e varmıştı. Kuşatma, üç farklı kronikte şöyle anlatılmıştı:

(Resim 5: Moğol Ordusu, minyatür)

İzmir Kalesi, üç tarafı deniz kenarında bulunan bir yarımada üzerindeydi ve sırtta Türkler tarafından işgal edilmiş bir kaleye dayanıyordu. İkisi arasındaki bölge Haçlılar Birliği Rodos Şövalyelerine aitti.Timur’un emriyle çadırının tepesine ‘teslim olun’ anlamında ilk gün beyaz bayrak; ikinci gün komuta kademesinin katli anlamında kırmızı bayrak; üçüncü gün, gönüllü teslimiyette bile en şiddetli ölümlerden kimsenin kurtulamayacağı anlamına gelen siyah bayrak asılmıştı. Yüksek yerlerden bağıra bağıra ve davullar çala çala teslim olun mesajları iletilmiş; hazırlıklar tamamlanınca, Timur saldırı emri vermiş ve bir anda gökyüzü, yaylardan fırlayan oklarla kararmış, deniz günlerce kırmızıya kesmişti. (Bkz- Zafername-i Emir Timur Gürgân,Molla Şerafeddin Yezdi)

İzmir’de şiddetli bir savaş oldu. Birçok rahip, keşiş ve halktan 4000 kişi kılıçtan geçirilip öldürüldü. Kesik kelleler bir yere toplatılarak iki kule inşa edildi…” (Bkz. Şahin Kılıç, Kısa Kronikler -Brachea Chronıka’e Göre Erken Osmanlı Tarihi)

Duvarlarda gedikler açılmaya ve Tatarlar bunlardan içeriye dalmaya başladı; bu karşı konulmaz bir seldi, önüne çıkan her şeyi silip süpürüyordu. Hospitalier Şövalyeleri yiğitçe direnmiş, fakat yenik düşmüştü. Ufukta, kuşatma altındaki şövalyelere istihkam taşıyan bir kadırga filosu görünmüştü bu sırada. Gelenler farkında değildiler, ama çok geç kalmışlardı. Sahile yanaşırlarken, Timur, Smirna karargahındaki kesik başların yaklaşan Haçlı kadırgalarına doğru fırlatılmasını buyurdu. Ateş atan cihazlar, tez elden bu yeni mermilere göre ayar edildi.

(Resim 6: Kale kuşatması, temsili)

Çok geçmeden gökyüzünde kanlı kafalar uçmaya başladı; bunlar ahşap güvertelerin üstüne güm güm yağıyor, savaşa hazırlanan şövalyeleri vurup deviriyordu. Timur’un menfur planı beklenen sonucu vermişti. Kesik baş borbardımanından dehşete gark olan ve meslektaşlarının katliamı karşısında maneviyatları çöken şövalyeler tersyüzü dönüp memleketlerine yelken açtılar…(Bkz. Timurlenk, s-369,  Justin Marozzi-Kitap, Çev:Hülya Kocaoluk)

(Resim7: Haçlılar Birliğine ait harp gemisi)

Timur, Rodos Şövalyelerinin elindeki Sahil İzmiri ve St Peter Kalesi’ni zaptettikten sonra tüm Batı Anadolu’yu yağmalamış; Ayasulug, Balad gibi yerlerde ordugah kura kura ve etrafı talan ede ede Semerkand’a doğru intikale başlamış; bu arada, Ankara harbinde esir aldığı Sultan Yıldırım Bayezid kafeste gezdirilmekten dolayı(kimi kaynaklara göre) Akşehir’de aklını yitirip intihar etmiş(veya hastalıktan); bunun sonucunda da Osmanlı Devleti padişahsız kaldığı fetret dönemine girmişti. Aydınoğlu, Karamanoğlu, Menteşeoğulları gibi beylik devletlerini eski sahiplerine iade eden Timur, sonra da develer, filler dolusu ganimet, esir ve cariyelerle geri ülkesine dönmüştü.

Timur sonrası…

(Resim 8:  Latin-Osmanlı görüşmeleri, minyatür)

Timur sonrasında Osmanoğulları fetret devrine, bir nevi iç savaşa girmiş ve çok parçalı hükümdarlıklar oluşmuştu. Bu ortamı fırsat bilen  Hırıstiyan devletler her şehzade ile ayrı ayrı görüşme ve ittifaklar yaparak, menfaatleri doğrultusunda anlaşmalar imzalamıştı.

Örneğin Venedik, Osmanlı Başkenti Bursa’da hüküm süren İsa Çelebi ile masaya oturmuştu… Benzer şekilde, Fransız egemenliğindeki Cenova, Avrupa seyahatındaki İmparator Manuel’i İstanbul’a götüren Teğmen Jean de Châteaumorand’ı, Anadolu’da hüküm süren tüm şehzadelerle  müzakere yetkisine sahip elçi olarak atamıştı. (Bkz: Religious Affiliations and Political Alliances in the Ottoman Succession Wars of 1402-1413, Dimitris J. Kastritsis)

Süleyman Çelebi, Balkanların sınır liderleri (Rumili), Bizans, Venedik, Cenova ile  barış görüşmelerine başlamış ve 1403’te bir antlaşma imzalamış; bu anlaşma ile Bizans’a geniş çaplı toprak imtiyazları verilmiş; Cenova haraçtan muaf tutulmuş;  Venedik orta Yunanistan’da bir miktar toprak kazanmış; Ege-Akdeniz’de ticaret serbestliği kabul edilmiş; Osmanlı’nın elindeki Hırıstiyan  tutsaklar serbest bırakılmıştı…

Şövalyelerin başı Grand Master Philibert De Naillac’ın Halikarnas’a ayak basması…

Merkezleri Rodos’ta bulunan Hospitaller Şövalyeleri, Timur’a karşı unutulması mümkün olmayan çok ağır kayıplar vermişti. 1398 depreminin ardından bizzat kendisinin tamir ettirdiği İzmir St. Peter Kalesi’ni kaybeden Magistra De Naillac, Anadolu kıyılarında yeni bir yer bulmanın derdine düşmüş ve çok kısa bir süre içerisinde kendi hegemonyası altındaki 12 Adalar’dan Kos’un tam karşısında tam da aradığı gibi bir yer olan eski Halicarnassus kentini bulmuştu. Aslında, adalar arasında nerdeyse hergün gidip gelindiği için herkes çoktandır böyle bir yerin farkındaydı. Başka bir deyişle, Anakaraya yeni bir kale inşa etme ihtiyacı, onun harabe Halikarnas’a farklı bir gözle bakmasına yol açmıştı…

(Resim 9: Şövalyelerin Halikarnas’a gelişi, temsili)

Naillac hikayesi aslında böyle mi başlamıştı?

Bodrum Kalesi’ni yapan kişinin Magistra De Naillac olduğu hususunda yerli yabancı bütün kaynakların hemen hepsi hemfikirdi ve yazı dizimiz boyunca buna sık sık değinildi. Ama, aslında “Halikarnas’ta  kale yapılması kararını veren Magistra De Naillac, aynı zamanda bu fikrin de babası mıydı?” sorusunun cevabı, ne yazık ki yerli kaynaklarımızda mevcut değil…

İşte, bu sorunun cevabı bir sonraki bölümde ele alınacak.

Devam edecek… Mehmet Çilsal